Oktay… Oktay… Aramızdaki “Seni zorbalayacağım, dava açmayacaksan.” muhabbetinin sonunda kendimi bir anda seni köşe yazısına konuk ederken buldum.
Madem bu kadar güzel malzeme var, ben de değerlendireyim dedim. Bir gün gerçekten ünlü olursan, “Ben bu adamı daha ünlü olmadan yazmıştım.” deme hakkım olsun. 😀
E biz de şimdiden küçük bir ön çalışma yapalım dedik. Sonra yarın bir gün havalara girip “İlya kim?” diye dolaşma. 😂
Yalnız hakkını da yemeyelim şimdi. Kendisi yakışıklı sayılır… Neyse, bu kısmı fazla kurcalamayalım zaten kendisi yeterince farkında.
Boylu poslu, kendine bakan, bakımlı bir bey. Güzel de gülüyor.
Ama…
Çok gıcık, bilmiş, sinir bozucu biri… Öyle böyle değil. Demek ki bazı yetenekler doğuştan geliyor.
Bir de işin diğer tarafı var.
Dışarıdan bakınca hayatı fazla ciddiye almayan, her şeyi tiye alan, hayatla dalga geçmeyi seven biri gibi duruyor.
Ama gel gör ki beyefendinin içinde bir de duygusal taraf var ve konu kalbe dokunan bir yere geldi mi, bir bakıyorsun karşında bambaşka bir Oktay.
İşte insan burada biraz şaşırıyor.
“Sen şimdi gıcık mısın, duygusal mısın, yoksa ikisini aynı bünyede paket olarak mı taşıyorsun?” 😂
Bir de hayatı bir güzel turlamış gelmiş.
Tecrübe, fikir, yorum var.
Her konuda söyleyecek iki çift laf zaten hazır.
Kendini de biraz beğeniyor tabii…
Çok bilmiş erkek.
Ama çok bilmiş erkeğin çok bilmişi de makbul değil, söylemediler mi sana bunu arkadaşım?
Ben hatırlatayım yine de…
Hatta Bu yazıyı yazarken bile bloğumun okunmadığını söyledi… Hesabını siz yapın işte…
E boşuna ‘çok bilmiş’ demiyorum; adam daha yazı bitmeden Google Analytics’e kayyum atadı kendini. Aklınca beni mi küçümsüyor yada zorbalıyor mu bilemedim ama çokta TINNNNNNNNNN yani 😀 Son laf Sokucu seni… Ama kendine.
Her şeyi bilmek güzel de, bazen karşıdaki insanın da bir şey biliyor olabileceğini kabul etmek daha güzel.
Ama bütün bu özelliklerinin arasında sevdiğim bir tarafı da var.
Hayatı fazla ciddiye almıyor.
Kendisiyle dalga geçebiliyor.
Gülmeyi biliyor.
Bazen insanın en çok ihtiyacı olan şey de bu zaten. Hayat zaten yeterince yorucu; insan bir de her şeyi ölüm kalım meselesi yaparsa yaşayacak nefesi kalmıyor.
Oktay’ın güzel tarafı da burada ortaya çıkıyor.
Ne kadar gıcık, olursa olsun, insanın yüzünü güldürmeyi başarıyor.
Gerçi bazen güldürüyor mu, sinir mi ediyor orası tartışılır. 😀
Dur dur!
Aklıma ne geldi…
Bloğuma bir kategori daha ekleyeyim.
İsmini de “Sosyal Artistler” yapayım.
Bak iyi fikir!
İsim babası oldun.
Hadi yine iyisin bak, yine bir işime yaradın. 😂
Gerçi bu kategorinin ilk konuğu kim olur diye düşünmeye bile gerek yok.
Beyefendi kendi elleriyle kategorinin kapısını açtı resmen.
Hem yakışıklı sayılır… Ama sayılır…
Hem boylu poslu…
Hem bakımlı…
Hem güzel gülüyor…
Hem duygusal…
Hem hayatla dalga geçiyor…
Hem çok bilmiş…
Hem gıcık…
Hem sinir bozucu…
Daha ne olsun?
İşte sosyal medya artistliği için gereken bütün malzeme elimizde.
Değerimi bil bak özelliklerini tek tek listeledim.
Ama şaka bir yana…
İnsanın bazı arkadaşları vardır; onları anlatırken nereden başlayacağını bilemezsin.
Bir tarafına kızarsın, bir tarafına gülersin.
Bazen “Allah sabır versin bana” dersin, bazen de iyi ki hayatımda dersin.
Oktay da benim için biraz öyle ve seni zorbalamak çok keyifliydi. Teşekkürler.
Sen şimdilik sosyal medya artistleri kategorisinin isim babası olarak görevine devam et.
Ünlülük kısmını da kendin halledersin artık; hani yazılarım okunmuyormuş ya benim 🙂
Sonuçta…
Kendini beğenmekte ve bilmişlikte bu kadar başarılı olan bir adamsın, ünlü olmakta da başarılı olmanı beklerim.
Fotoğrafın içinde yorum yapmadan bitiremeyeceğim maalesef.
Daha kaç kat çıkman lazım ünlü olmak için Oktay? Artist seni yaaaa! 😂




