İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

İnsan Böyle Böyle Değişiyor…

Kaç Yaşında Olursan Ol, Hayatın Sana Hâlâ Bir Dersi Var.

İnsan bir noktadan sonra gerçekten hayatı çözdüğünü sanıyor.

“Artık insanları tanıyorum. Kime güvenilir, kimden uzak durulur biliyorum.”

Yaş aldıkça kendine böyle bir güven geliyor. Yaşadıklarını biriktiriyor, kırgınlıklarını cebine koyuyor, geçmişten ders çıkardığını düşünüyorsun.

Sonra biri çıkıyor karşına, hiç beklemediğin bir anda sana şunu söylüyor:

“Ben geldim. Demek ki daha dersini almamışsın.”

İşte hayat bazen burada yeniden başlıyor.

İnsanı yabancıların yaptıkları değil, güvendiklerinin yaptıkları yıkıyor.

Birinin sana güvenmeyi öğretip ardından o güveni yerle bir ettiğini görüyorsun. Kalbinin kapısını açtırıyor, sonra içeride ne varsa dağıtıp gidiyor.

En acısı da “evim” dediğin insanın seni kendine ait hissettiğin yerden koparıp sokağın ortasında göt gibi bırakması oluyor.

Yazın ortasında üşüyebiliyorsun.

Güneş tepede dururken insanın içi buz kesebiliyor.

Kimse fark etmeden ağlıyorsun. İnsanların arasında gülümsüyorsun ama içindeki fırtınayı kimse görmüyor.

Çünkü sen kendini güçlü sanıyorsun.

“Ben bunun da üstesinden gelirim” diyorsun.

Ve koskoca duvar gibi gördüğün o güç, bir anda yere seriliyor.

İnsanı her zaman büyük darbeler yıkmıyor. Bazen küçücük bir cümle, yıllardır sakladığın yaranın üzerine basıyor.

Sonra fark ediyorsun ki sana yalnızca canını acıtmayı değil, sevgiden uzaklaşmayı da öğretmişler.

Bir daha kimseye aynı şekilde güvenmemeyi…

Kendini bir başkasının sevgisine teslim etmemeyi…

Defalarca böyle böyle böyle öğretiyorlar…

Sonra bir de hiç utanmadan, şerefsizce karşına geçip “Sen çok değiştin” diyorlar.

Değiştim tabii. Sen kırdın, ben değiştim.

Daha sessiz oluyorsun, daha temkinli olacağım diyorsun.

Ve…

Asıl mesele, bütün bunlardan sonra kendini kaybetmemek.

Bazı insanlar seni kırarak yalnızca güvenini değil, kendine olan inancını da almak ister.

Sonra sana kendini sorgulatmaya başlar.

“Demek sorun bendeymiş.”

“Demek ben sevilmeyecek biriyim.”

“Demek ki ben… demek ki Ben.. Ben..

diye düşünmeye başladığında, sana yaşatılanı kendi gerçeğin, hatan sanırsın.

Oysa birinin sana kötü davranması, senin değersiz olduğunu göstermez.

Birinin sevgini kullanması, senin sevginin yanlış olduğu anlamına gelmez.

Birinin seni yarı yolda bırakması, senin yürümeyi bırakman gerektiği anlamına da gelmez.

Bazı yaralar senin hatan değildir, Bazı vedalar senin eksikliğin değildir.

Belki bazı insanlar hayatımıza bizi mutlu etmek için değil, kendimizi daha iyi tanımamız için giriyor.

Canımızı yakarak, bizi değiştirerek, bazen paramparça ederek…

Evet, bazı derslerin bedeli ağır oluyor.

Kaç yaşında olursan ol, hayatın sana öğreteceği bir şey mutlaka vardır.

Bazen aşk öğretir, bazen ihanet. Bazen yalnızlık, bazen de en güvendiğinin gidişi.

Ve belki hayatın en büyük dersi şudur:

Her düşüş, yeniden ayağa kalkmayı öğretir.

Yeter ki düştüğün yerde kendini suçlama.

Bir gün dönüp arkana baktığında kendine şunu söyleyeceksin:

“Beni çok kırdılar ama beni kendimden alamadılar.”

Aslında;

Sen bu derslerin çoğunu çoktan aldın. Hatta bazılarını defalarca…

Her seferinde “Bu defa yaşamayacağım” dedin. Yine aynı yanlışa düştün, yine aynı yere geldin.

Bazı dersler bir kere yetmez.

Hayat, sen anlayana kadar aynı yerden çift dikişe devam eder.

Yada “Ulan, bunu da anlamadın ya… Hayatını sikseler müstahak ” der sana.


Not: Bu yazıyı yazarken soda içiyorum. Çünkü bazı şeyleri hayat bile sindiremiyor, ben nasıl sindireyim? 😂 Hazmedemediğin yerde karpuz-çilek aromalı soda içerim; belki midem benden daha akıllıdır.