Bir not düşeyim…
Bu yazıda yer yer argo, küfürlü ve sert ifadeler kullandım. Çünkü bazı görüntüler karşısında insanın sakin kalması gerçekten kolay değil. Buradaki sertlik, hayvanlara yönelik şiddete duyduğum öfkenin ve eleştirinin bir yansımasıdır.
Kimseyi nefrete, şiddete ya da bir canlıya zarar vermeye yönlendirmek gibi bir amacım yok. Tam tersine, anlatmaya çalıştığım şey çok basit:
Sevmek zorunda değilsin. Ama zarar vermek zorunda da değilsin.
Özellikle çocukların da internette bu tür içeriklerle karşılaşabildiğini düşünerek, yazının dili konusunda önceden uyarıda bulunmak istedim.
Çünkü bazen bir dakika empati yapmak, koca bir hayatı kurtarabilir.
Onlar sadece yaşamak istiyor.
Yazarken bile kalbim sızlıyor. Bitmiyor bu şerefsiz, adi, kanı bozuklar. Ölmüyorlar; kalplerindeki pislikle dünyaya çivi çakmışlar sanki. Geberip gitseler de hayvanlar da rahat bir nefes alsa.
Sabah sabah sinirlerim zıpladı yaaa! Nereden düştü önüme bu video? Allah bin türlü belanızı versin.
Lan oğlum, hayvan sevmek zorunda değilsiniz ama şu hayvanlara da eziyet etmeyi bırakın artık. Ben de insan sevmiyorum sizin gibi kalpsiz or*spu ç*cukları yüzünden insan sevmez oldum. Ne yani, ben de insana işkence mi edeyim? Ne yapayım yani, sevmiyorum diye? ama sizin gibi p*çlerle yaşamak zorunda kalıyorum işte.
Olay Bursa’da oluyor. Kansız, sarhoşun biri kediyi tutuyor, yerden yere vuruyor. Sonra anasının s*çtığı sallana sallana gidiyor.
Benim de bütün sosyal medya hesaplarımı kapatıp s*ktir olup gidesim var ama işte böyle adileri de başka nerede göreceğiz?
Bir canlıyı yerden yere vururken nasıl bir vicdanınız rahat ediyor? O küçücük bedenin korkusunu, çaresizliğini görmüyor musunuz? Elinizde gücünüz var diye kendinizi güçlü mü sanıyorsunuz? Güç, savunmasız olana vurmak değildir. Güç, elinin altındaki canlının canını yakmamayı bilmektir.
Çünkü insan bazen gördüğü karşısında sadece öfkelenmiyor, utanıyor da. Bir hayvanın başına geleni izleyip geçmek istemiyorum. Görmezden gelmek istemiyorum. Çünkü bugün bir kedinin, yarın bir yavru köpeğin, başka bir gün bir tilkinin başına gelen şiddet normalleşirse, ortada sadece hayvanların değil, hepimizin kaybettiği bir şey var demektir.
Lan ülke ne hale geldi! Ne kadar düşmanmışsınız siz bu hayvanlara? Ne yaptı bunlar size? Karınıza, çocuğunuza tecavüz mü etti? Sizi uyuşturucuya mı alıştırdı? Malımızı mı çaldı lan? Ne yaptı? Ne, ne, neeeee?
Bir hayvan sizden hesap soramaz. Size küfredemez. Size saldırıp hakkını arayamaz. Sokağın ortasında savunmasızca duran bir canlıya el kaldırmanın neresi cesaret? Neresi güç? Neresi insanlık?
Bu arada aklıma gelmişken, o bebek kedinin katili hâlâ bulunamadı. Elini s*kini sallaya sallaya geziyor. Benim devletim 15-16 yaşındaki bir kansızı bulamayacak kadar aciz mi yaaa? Aciz mi?
İnsanların adalet duygusunu en çok yaralayan şeylerden biri de bu zaten. Bir canın hayatı birkaç saniyelik bir görüntüye, birkaç günlük sosyal medya öfkesine sıkışıp kalmamalı. Birileri çıkıp “ne oldu, kim yaptı?” diye sormuyorsa, yarın aynı şeyi yapacak olanın önünde hiçbir engel kalmıyor.
Haaa bir de yavru tilkiyi odunla dövüp, hayvan korkudan titrerken video ya alıp sosyal medyaya atan kansız var. Kendini görseniz boylu poslu, bıyıklı, göbekli, babayiğit sanırsınız ama işte… İnsan görüntüsü başka, insanlık başka. Neyse…
Bak, bunlar 3-5 gün içinde gördüğüm videolar. Ve başka videoları da açıp bakmaya yüreğim el vermiyor.
Çünkü artık insanın midesi değil, vicdanı bulanıyor. Bir canlıyı korkuturken, canını yakarken, kaçamayacağını bilirken bundan görüntü çıkarmak nasıl bir aklın ürünüdür? O videoyu çekmek için telefonu çıkaran el, o hayvana yardım etmek için neden uzanmıyor?
Hayvan sevmiyorsan sevme. Kimse senden bütün canlıları sevmeni istemiyor ama sevmediğin için zarar verme. Korkuyorsan uzak dur. İstemiyorsan yanından geç. Rahatsız oluyorsan başka tarafa bak ama elini kaldırma, tekmeleme, vurma, eziyet etme.
Çünkü mesele artık “hayvanları seviyor musunuz? sevmiyor musunuz?” meselesi değil. Mesele, karşındaki senden daha güçsüzken ona ne yaptığın meselesi.
Ve ben hâlâ anlamıyorum: Bir insanın içinde, savunmasız bir hayvana zarar vermeyi durduracak hiçbir şey nasıl kalmaz?
İşte benim asıl öfkem buna.
Bir canlı konuşamıyor diye susturulamaz. Kaçamıyor diye dövülemez. Kendini savunamıyor diye üzerinde güç gösterisi yapılamaz.
Sonra da hepimiz hiçbir şey olmamış gibi hayatımıza devam edemeyiz.
Ben edemiyorum.
Çünkü bazı videolar insanın gözünün önünden gitmiyor.
Bazı görüntüler de insanın aklına tek bir soru bırakıyor:
Biz ne ara bu kadar vicdansız olduk?
Şu fotoğrafları boy boy koyabilsem var ya… paylaşmamak için kendimi zor tutuyorum, sonra dönüp “kişilik hakları” falan diyecekler. İnsan olmanın hakları varsa, keşke insanlık da herkes için zorunlu olsaydı.
Şimdi biri çıkıp “Bu yazı bana mı?” diye üstüne alınır, sinirlenir, dava açmak ister falan… Buyursun açsın ama mahkemeye gitmeden önce bir aynanın karşısına geçip kendi vicdanını da sanık sandalyesine oturtsun. Belki benim yazdıklarımdan önce onun söyleyecekleri vardır.




