İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Gündüz Kuşağında Aile Dramı

İhanetin, Onursuzluğun ve Umursamazlığın Anatomisi

Türkiye’nin gündüz kuşağı programlarında dönen hikâyeler artık kimsenin şaşırmadığı, adeta “ülke gerçeklerinin canlı yayındaki röntgeni” haline gelen bir tablo sunuyor. Alıştığımız dram seviyesine her gün hız kesmeden hatta level atlayarak bir tane daha ekleniyor, tabii ki bu gördüğümüz bir de görmediklerimiz var.

Evli, dört çocuklu bir kadın, eşini ve çocuklarını defalarca bırakıp farklı farklı adamlara kaçıyor. Kocası ise programa çıkıp “Ne olur geri dön, seni her halinle kabul ediyorum. Türkiye de haritadan bir şehir seç oraya taşınalım yeniden başlayalım, ben seni çok seviyorum.” diyerek yalvarıyor.

Bu tabloya bakınca insan “Neresinden tutsam elimde kalıyor” demekten kendini alamıyor.


Bir Adamın Onur Erozyonu

Önce adamın durumundan başlamak gerekiyor. Sevgi başka bir şeydir, insanlık başka bir şey. Fakat kendini yok saymak, çocuklarının onurunu çiğnemek, ailesini televizyon karşısında aşağılatmak artık sevginin değil, çaresizliğin ve karakter aşınmasının dışa vurumudur.

Bir insanın sevgisi, kendini silmeye kadar gitmemeli. Yoksa ortaya çıkan şey sevgi değil, bağımlılık olur.


Bir Kadının Defalarca İşlediği İhanetin Bedeli

Sonra karşımızda aynı hikâyeyi tekrar tekrar sahneleyen bir kadın var. Çocuklarını düşünmeden evi terk eden, başka bir erkeğin peşinden koşan, kamera önünde bile sorumluluk duygusu göstermeyen bir anne figürü…

Toplumu çürüten şey bazen büyük suçlar değil, işte bu tür küçük ama tekrar eden ihanetlerdir. Her ihanet başka bir insanın hayatını yıkar, her sorumsuzluk masum çocuklara yük olur.

Bu çocuklar anne sevgisini değil, annenin başka bir erkek için gözü dönmüş halini miras alıyor.


Devletin Sessizliği ve Kontrolsüz Üremenin Bedeli

Daha da acısı ne biliyor musunuz? Bu hikâyeler sadece ekranlarda yaşanmıyor. Bu ülkede anne ya da baba olmaya zihnen, ruhen, hatta ahlaken uygun olmayan binlerce insan hiçbir engelle karşılaşmadan çocuk sahibi oluyor.

Sonra o çocuklar:

  • Bir annenin sorumsuzluğunun,
  • Bir babanın çaresizliğinin,
  • Bir ailenin yıkılmışlığının,
  • Bir toplumun denetimsizliğinin

bedelini ödemek zorunda kalıyor.

Devletin sosyal hizmet mekanizması “yangın çıktıktan sonra” müdahale etmeye çalışıyor. Oysa doğrudan önleyici politikalar olmadıkça bu döngü kırılmıyor.


Evlilik Kurumunun Çürümesi ve Televizyonun Tuzu Biberi

Evlilik dediğimiz kurum, yıllarca kutsal sayıldı, fakat artık gündüz kuşağı programlarında reyting malzemesi olarak kullanılıyor. İlişkiler çürüdükçe programlar büyüyor, programlar büyüdükçe ilişkiler daha da çürüyor.

Bu döngü, toplumsal değerlerin hızla erimesi, sadakatin sulandırılması, sorumluluğun hafifletilmesi ve ihanetin normalleşmesi demek.

Bugün yaşananlar, yarın çocukların normal kabul edeceği davranışları belirliyor.


Asıl Yıkım: Çocukların Kaderi

Bir anne babanın yaptığı her hata geri döner, ama çocukların yaşadığı travma asla kaybolmaz.

Dört çocuğu gözünü kırpmadan bırakıp giden bir kadın…
Ve onu defalarca affedip karanlığa geri çağıran bir adam…

Bu çocukların omuzlarına yüklenen yük hiçbir etikle, hiçbir psikolojiyle, hiçbir toplumsal değerle açıklanamaz.


Bu Hikâye Tek Bir Ailenin Değil, Bir Ülkenin Gerçeği

Bu olay ne sadece bir adamın onur problemi, ne bir kadının ihanet alışkanlığı, ne de bir TV programının reyting açlığı. Bu olay; sorumluluk bilinci çökmüş bireylerin, zayıflamış aile yapısının, eksik devlet politikalarının, duygusal yoksunluğun ve toplumsal çürümenin aynı hikâyede buluşmasıdır.

Ve maalesef, ekranda izlediğimiz bu dram sadece buzdağının görünen kısmıdır.

Geri kalanını toplum her gün sessizce yaşıyor.