Ülkeyi bir ev gibi düşünmek bazen en doğru anlatım olur.
Ve o evde büyüyen sadece bir çocuk yoktur,
her suçun, her yanlışın, her karanlık eğilimin arkasında başka bir çocuk daha vardır.
Önce küçük bir huzursuzluk çıkarırlar.
Kimse tepki vermez.
Sessiz kalmak daha kolaydır.
Sonra bazı yanlışlara kayarlar.
Maddeye, öfkeye, agresif davranışlara, kötü arkadaş çevrelerine…
Yine kimse net bir duruş göstermez.
Korku, sorun çözmenin yerini alır.
Zaman geçer, çocuklar büyür.
Bu kez kavgalara, silaha, bıçağa bulaşırlar.
Birileri yaralanır, birileri hayatını kaybeder.
Ve toplum kısa süreli bir rahatlama hisseder,
“İçeri girdiler.”
Ama çok sürmez.
Çocuklar geri gelir.
Sistem onlara, istemeden de olsa, şöyle bir mesaj vermiştir:
“Burada bakılıyorsun, korunuyorsun, devam edebilirsin.”
Sonra gözlerine bir çocuk, bir kadın ya da savunmasız bir canlı takılır…
Ve kimsenin yüreğinin kaldırmadığı bir trajedi yaşanır.
Peki bu noktaya gelene kadar kim neredeydi?
Aile mi?
Toplum mu?
Devlet mi?
Yoksa hepsi birden mi uyuyordu?
Biz yıllarca “çocukları yedirmek, üst baş almak, harçlık vermek, okula yollamak” ile
aile olunduğunu sandık.
Oysa çocuk, para ile değil;
ilgiyle, gözlemle, yönlendirmeyle, sınırla, rehberlikle büyür.
Sadece “sevgi” de yetmez.
Sevgi, gözetilmezse kör eder, İlgi ve takip olmazsa her yanlışın üzerini örter.
Bir çocuğun ruhunda başlayan karanlık,
aile fark etmediğinde büyür, fark ettiği halde sustuğunda daha da güçlenir.
Aile gözlem yapmalı — gerekirse gizlice ihbar edebilmeli
Çocukların davranışları, öfkeleri, bağımlılık eğilimleri, şiddet tutumları…
Bunlar kimsenin gözünden kaçmıyor aslında.
Ama aileler korkudan,
“Adımız çıkar” endişesinden,
“Bir şey olmaz” rahatlığından
görmezden geliyor.
Oysa olması gereken şudur:
Ailelerin gizlice ihbar edebilmeli çocuğunu rezil etmeden, damgalamadan, gözü arkada kalmadan teslim edebilmeli.
Bugün hafife alınan her suç, yarın çok daha ağır bir bedel olarak geri dönüyor
Cezalar caydırıcı değil.
Sistem görmezden geliyor.
Toplum ise korkuyla susuyor.
“Vatandaşlıktan atalım” fikri çözüm gibi görünse de değil.
Çünkü suç sınırdan geçince tertemiz olmuyor.
Karanlık olduğu yerde karanlık kalıyor.
Ve başka insanların da aynı acıyı yaşama ihtimali doğuyor.
Hiçbir ülke bu yükü taşımak zorunda değil.
Biz kapıyı kapatınca dünya güvende olmuyor.
Ve
Ev dediğimiz ülkenin kapıları geleceği koruyacak kadar sağlam olmalı.
Adalet, bu evin en sağlam duvarı olmak zorunda.
Aileler çocuklarını, devlet ise toplumunu görmezden gelmeyi bıraktığında,
ancak o zaman hiçbirimiz korkuyla yaşamayız.




