“Bir kediye yapılan, aslında tüm canlılara yapılan bir suçtur.”
Eros (y. 2018 – 1 Ocak 2024), İstanbul’un Başakşehir ilçesindeki bir sitede yaşamış ve aynı sitede ikamet eden İbrahim Keloğlan tarafından öldürülmüş bir kedidir.
Bir apartmanın soğuk duvarları arasında, dakikalarca tekmelendi Eros.
Bir canın nefesi kesilirken, kimse duymadı belki…
Ama biri duydu. Bir avukat çıktı ve öyle bir cümle kurdu ki,
tüm sessizlikleri yırttı geçti:
“4 dakikadır konuşuyorum, ne kadar uzun sürdü değil mi? İbrahim Keloğlan hâlâ Eros’u tekmeliyor.”
Bu cümle, sadece bir duruşma salonunda yankılanmadı;
vicdanı olan herkesin içinde yankılandı.
Çünkü Eros, bir kedi değildi sadece.
O, insanın kararmış yanına tutulmuş bir aynaydı.
O aynaya bakan herkes, görmek istemediği şeyi gördü:
Merhametsizliğini, duyarsızlığını, geç kalmış tepkilerini…
Eros’un küçücük bedeni, sokaklarda aç kalmamak için mücadele ederken,
biz büyük büyük laflar eden insanlar, o mücadeleye çoğu zaman gözümüzü kapattık.
Oysa Eros, bize sadece sevilmeyi, bir kap suyu, bir sıcak eli öğretmeye çalışıyordu.
Ama biz, öğrenemedik.
Şimdi Eros yok…
Ama o cümlenin yankısı hâlâ var.
Her şiddet haberinde, her sokak kedisinin korkulu bakışında,
her vicdanlı insanın kalbinde o ses çınlıyor:
“4 dakikadır konuşuyorum, ne kadar uzun sürdü değil mi? İbrahim Keloğlan hâlâ Eros’u tekmeliyor.”
Belki artık bir şey değişmeli.
Çünkü bir gün gerçekten “konuştuğumuzda”,
Eros’un çığlığı sustuğunda,
işte o gün insan olabiliriz.
Eros’un Ardından
Eros’un gidişi sadece bir can kaybı değil, bir insanlık dersi oldu.
Onun sessiz çığlığı, adaletin koridorlarında yankılanırken,
bizlere bir soru bıraktı:
Bir canın acısını duymazdan gelen bir kalp, gerçekten atıyor mu?
Eros’un anısına, bugün bir kediye su verirken,
bir sokak hayvanına gülümserken,
ya da bir canı korumak için sesini çıkarırken,
aslında Eros’a “özür dilerim” demiş olacağız.
Ve belki o zaman, bir yerlerde,
cennet bahçesinde huzurla uyuyan Eros’un yüreği biraz olsun dinlenecek.




