Var ya, içimde resmen bir şey çat diye kırıldı
Hani bazen bir ses gelir, bir görüntü görürsün…
Dünyanın bütün pisliği, bütün çaresizliği gelip göğsüne oturur ya…
Aynen öyle.
Gece Saat 00.50 civarı
Bir ses duydum ve balkona çıktım. Yağmurla karışık kar yağıyor…
Soğuk desen… insanın iliklerini söker, içinden geçer resmen.
Sokak boş, karanlık ve B:oğazıma O:turan K:eder gibi bir gece
Ve bir kedi.
Ağlıyor.
Bildiğin ağlıyor lan.
İncecik bir sesle bir şey arıyor.
Ne arıyor?
Mama mı, sıcak mı, bir kapı mı, yoksa sadece insanca bir güven mi?
Kim bilir…
Ama o ses var ya… direkt ciğerime saplandı.
Hemen aşağıya indim seslendim:
“Pisi pisi Gel buraya, Gel yavrum” dedim.
Ama kaçtı.
Miyavlaya miyavlaya, panik içinde sağa sola fırladı.
O minicik can o korkuyla doğmadı…
O korkuyu insanlar öğretti ona, yaklaşınca bile ödü patlıyor.
Onun o korkak kaçışını görünce omuzum düştü.
İçim üzüldü be, içim süzüle süzüle üzüldü.
Vallahi içimden bir şey koptu o anda…
Lan ne hale getirmişler bir canı, neye uğradığını şaşırmış gibi kaçıyor.
İşte bu koyuyor insana, bu acıtıyor.
Benim içim yanıyor, onun minicik bedeni titriyor…
Dünya böyle kötüler olmasaydı, o kedi böyle korkarak kaçmazdı.
İçimdeki üzüntü var ya sakin sakin çöküyor ama ağırlığı taş gibi.
Eve girdim.
Oda sıcak.
Yatak mis gibi.
Her şey yolunda.
Ama içim?
Berbat.
Gözümü kapatıyorum…
Aklımda o kedi.
Yağmur altında küçücük, titreyen, kimseyi bulamamış bir hayat.
İçimde bir şey var, anlatamam.
Böyle yutkunsan geçmeyen, sustursan susmayan bir şey.
Ve kalk kızım ilya dök içini, hadi bağır, ağla yaz ama içinde tutma dedim.
Şimdi biri çıksa ve dese ki:
“Tek bir dilek hakkın var. Ne istiyorsun?”
Yemin ederim hiçbir şey istemem.
Mutluluk, para, aşk, başarı, şans…
Hikâye bunlar.
Tek bir şey isterim:
Sokaktaki bütün hayvanların sevgiyle yaşayacağı sıcak bir yuvası olsun.
Bütün hayvanların şiddet görmediği bir dünyaları olsun.
Hepsi bu lan.
Hepsi bu.
Dünyanın en basit, en insanca isteği.
Sonra biri çıkıp “ittaparsın”, “keditaparsın”, “abartma” falan desin…
Desin ya desin.. Ağızlarına geleni söylesin konuşsunlar… Onların ne dediği umurumda değil.
Ben Vicdanımı değil kulaklarımı tıkadım onlara karşı.
Neden mi?
Çünkü onlar bir hayvanın sana baktığında içindeki minnetin nasıl parladığını görmemiş.
Bir köpeğin kuyruğuyla teşekkür ettiğini hiç yaşamamış.
Bir kedinin usulca gelip başını bacağına koymasının ne demek olduğunu bilmemiş.
Onlar hayatta en temiz sevginin ne olduğunu bilmiyor.
Bilmeyecekler ve öyle de gidecekler.
Ve ben ağlıyorum diye utanmıyorum.
Bir hayvan üşüyor diye içim parçalanıyor, utanmıyorum.
Bir kedi ağladığında gecenin köründe huzursuz oluyorum, utanmıyorum.
Onların Yalnızlıklarına içim acıyor diye utanmıyorum.
Beni insan yapan şey bu zaten bundan da UTANMIYORUM.
Evet…
Dün gece o kedi üşüdü.
Ama aslında üşüyen o değildi.
Üşüyen bizim vicdanımızdı.
Bizim insanlığımızdı.
Bizim içimizdi.




