Bir Veda, Bir Sessizlik ve Vefanın Eksik Kalan Tarafı
Bazı ölümler vardır; insanı sadece haber olarak yakalamaz, kalbinin bir yerinden tutar. Ece İrtem’in ardından hissettiğim şey tam da bu oldu. Onu ekranda izlerken sevmiştim; abartısız, içten, kendi ışığını bağırmadan taşıyan bir oyuncuydu. Kimi insanlar vardır, büyük laflar etmeden de iz bırakır. Ece İrtem de benim için onlardan biriydi.
Bu yüzden ölüm haberini duyduğumda sadece bir oyuncuyu kaybetmişiz gibi hissetmedim. Genç bir insanın, daha söyleyecek sözü, oynayacak rolü, yaşayacak ömrü varken ansızın aramızdan kopup gitmesine üzüldüm. Üstelik bu ülkede sanatçıların, oyuncuların, ekran yüzlerinin çoğu zaman sadece reyting kadar, gündem kadar, sosyal medya paylaşımı kadar hatırlanması da içimi ayrıca burktu.
Bir insan öldüğünde geriye ne kalır? Alkışlar mı, afişler mi, jenerikte akan isimler mi? Belki de en çok, ardından gösterilen vefa kalır.
İşte bu noktada içimde bir kırgınlık var.
Ece İrtem’in son yolculuğunda, kamuoyuna yansıyan görüntüler ve konuşulanlar üzerinden bakınca, birlikte çalıştığı bazı ekiplerden beklenen güçlü veda tablosunun görülmemesi insanın içine oturuyor. Özellikle Kızılcık Şerbeti ve Sandık Kokusu gibi geniş kadrolu, çok izlenen, büyük prodüksiyonlarda yer almış bir oyuncunun ardından, o setlerin insanlarından daha görünür, daha kalabalık, daha sahiplenen bir veda beklemek haksızlık mı?
Bence değil.
Elbette kimsenin acısını nasıl yaşayacağını dışarıdan bilemeyiz. Herkesin kendine göre bir nedeni olabilir ama mesele tek tek kimlerin geldiği değil, bir sektörün kendi insanına ne kadar sahip çıktığıdır. Aynı seti paylaşmak, aynı hikâyenin emeğini ve yorgunluğunu da paylaşmak demektir.
O hikâye bittiğinde, geriye biraz vefa kalmalıydı.
Ece İrtem sadece bir “yan karakter” değildi. Hiç kimse sadece oynadığı rolün büyüklüğü kadar değerli değildir. Bir oyuncunun değeri, kaç bölüm göründüğüyle, kaç sahne aldığıyla, afişte adının kaçıncı sırada yazdığıyla ölçülemez. Bazen birkaç sahneyle bile izleyenin aklında kalırsınız. Bazen duruşunuz, sesiniz, bakışınız, ekranın içinden geçen o sade enerjiyle seyircinin kalbine dokunursunuz. Ece İrtem bunu başarmış bir oyuncuydu.
Bu yüzden onun ardından yaşanan sessizlik, sevenlerine ağır geldi.
Sosyal medyada bir taziye paylaşımı yapmak kolay. Bir siyah fon, bir kalp emojisi, birkaç cümle… Elbette onlar da değerlidir ama bazı anlar vardır ki insanın orada olması gerekir. Bir tabutun başında, bir annenin acısının yakınında, bir meslektaşın son yolculuğunda bulunmak; sadece merhum için değil, geride kalanlar için de bir dayanışmadır.
Bugün Ece İrtem için içimiz yanıyorsa, bu yalnızca genç yaşta ölmesine değil; onun ardından vefanın eksik hissedilmesine de yanıyor.
İnsanlar yaşarken alkışlanmayı, öldüklerinde de unutulmamayı hak eder. Set arkadaşlığı kamera kapandığında bitiyorsa, bu sektörün vefa duygusunu yeniden sorgulaması gerekir. Sanat dediğimiz şey sadece ışık, dekor, senaryo ve reyting değildir. Sanat biraz da kalptir. Birlikte üreten insanların birbirine omuz vermesidir.
Ece İrtem’in ardından söylenecek en doğru söz belki de şu: Onu sevenler unutmayacak.
Ben de unutmayacağım.
Ekranda gördüğüm zarif duruşunu, kendine has ışığını ve içimde bıraktığı o buruk sevgiyi unutmayacağım. Bu vedanın eksik kalan tarafını da unutmayacağım çünkü bazen bir cenazede kimin geldiği kadar, kimin gelmediği de hafızaya yazılır.
Ece İrtem’e Allah’tan rahmet; ailesine, sevenlerine ve onu gerçekten kalbinde taşıyan herkese sabır diliyorum.
Ve geride kalanlara da küçük bir hatırlatma bırakıyorum:
Vefa, insan hayattayken de gerekir ama en çok o insan artık hiçbir şey isteyemeyecek durumdayken belli olur.




