Sahnesi Karanlık, Kalbi Merhametli Adam
Hayko, benim için sadece sert müzik yapan bir sanatçı değil sahneye çıktığında kendi dünyasını kuran, sesiyle insanın içindeki karanlık taraflara dokunan ama bütün o karanlık görüntünün altında merhameti ve vicdanı hissedilen özel bir adam.
Hayko Cepkin’i ilk bakışta anlatmak kolay gibi görünür: Güçlü vokal, sert gitarlar, teatral sahne, makyaj, kostüm, karanlık atmosfer… Bence onu özel yapan şey sadece bunlar değil. Hayko’nun farkı, sahnede oynadığı karakterle gerçek hayattaki duruşunu birbirine karıştırmadan, ikisini de sahici biçimde taşıyabilmesi. Sahnede bazen öfkeli, bazen ürkütücü, bazen masalsı bir karakter gibi görünür ama konuşmalarında, tavırlarında ve hayata bakışında başka bir taraf belirir duyarlı, zeki, alaycı ama vicdanlı bir insan.
1978 İstanbul doğumlu olan Hayko Cepkin, müziğe tesadüfen düşmüş biri değil. Müzik eğitimi almış, şan, solfej, piyano ve armoni üzerine çalışmış bir sanatçı. Bu yüzden onun müziğindeki sertlik yalnızca gürültüden ibaret değildir. Arkasında teknik, disiplin ve bilinç vardır. “Sakin Olmam Lazım” ile başlayan solo yolculuğu, “Tanışma Bitti”, “Sandık” ve “Aşkın Izdırabını…” gibi albümlerle Türkiye’de alternatif metal ve rock sahnesinde kendine çok ayrı bir yer açtı.
Bana göre Hayko’nun en güzel taraflarından biri, Türkiye’de alışılmış rock yıldızı kalıplarına sığmaması. Ne sadece “sert çocuk” imajına yaslandı ne de herkesin seveceği güvenli bir çizgide kalmayı seçti. Sahnesini bir gösteriye çevirdi. Kostümünü, makyajını, beden dilini, ışığı, sesi ve sessizliği birlikte kullandı. Onu izlerken sadece şarkı dinlemezsin, bir atmosferin içine girersin.
Ama Hayko’yu sevmemin bir sebebi daha var: hayvanlara ve doğadaki canlılara karşı duyarlılığı.
Hayvanseverlik bazen sadece “ben hayvanları severim” demekle sınırlı kalıyor. Hayko’da ise bu mesele daha derin bir yerde duruyor gibi geliyor bana. Engelli hayvanlara dikkat çekmek için yapılan “Farkında mısın?” projesine destek veren isimlerden biri olması bunun güzel örneklerinden biri. Böyle projeler önemli çünkü sadece sevimli hayvan fotoğraflarıyla değil görülmeyen, unutulan, sakat kalan, bakıma muhtaç canlarla ilgili de insanlara bir şey hatırlatıyor: Bu dünyada sadece biz yokuz.
Hayko’nun sokak hayvanları konusunda yaptığı çıkışlar da onun hayata nereden baktığını gösteriyor. İnsan kendini doğadaki bütün canlıların üstünde gördüğünde, merhametini de ölçüsünü de kaybedebiliyor. Oysa hayvanlarla kurduğumuz ilişki, aslında bizim nasıl insanlar olduğumuzu gösteriyor. Güçsüz olana, dili olmayan canlıya, bize kendini savunamayana nasıl davrandığımız; karakterimizin en çıplak halidir.
Ben Hayko Cepkin’i bu yüzden çok seviyorum çünkü onun karanlığı, sertliği, insanın içindeki öfkeye ve acıya seslenişi sahnede kalıyor. Hayvanlara ve yaşama karşı duruşu ise o sertliğin altında merhamet olduğunu gösteriyor.
Bir sanatçıyı sevmek bazen sadece şarkılarını sevmek değildir. Bazen duruşunu seversin. Kendi gibi olma cesaretini seversin. Herkese benzememesini, sahnede özgürlükle var olmasını seversin.
Türkiye’de onun gibi sahne kuran, onun gibi ses kullanan; onun gibi hem karanlık hem komik, hem sert hem duyarlı olabilen çok az insan var. O yüzden Hayko sadece bir rock müzisyeni değil kendi evrenini yaratmış bir karakter, bir performans insanı, bir sahne hikâyesi.
Ahh Hayko’nun kalbi… Ahh kalbi, o güzel kalbi…




