Bugün takvimde sadece bir gün değil. Bugün, emeğin görünür olduğu gün.
1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü.
Dünyanın birçok yerinde işçilerin hak arayışının, alın terinin, dayanışmanın simgesi olarak kutlanır. Bu günün arkasında sadece kutlama yok uzun, zorlu ve çoğu zaman acı dolu bir geçmiş var.
Her şey, 19. yüzyılda sanayileşmenin hız kazandığı ve çalışma koşullarının oldukça ağır olduğu bir dönemde şekillenmeye başladı. İşçiler uzun saatler boyunca çalışıyor, çoğu zaman düşük ücretlerle ve zor koşullarda hayatlarını sürdürmeye çalışıyordu. Bu düzene karşı yükselen en dikkat çekici çıkışlardan biri, Haymarket Olayı oldu. Amerika’da işçiler, “8 saat çalışma, 8 saat dinlenme, 8 saat yaşam” talebiyle sokaklara çıktı. Yaşanan olaylar, bugün dünyanın birçok yerinde hatırlanan işçi hakları mücadelesinin simgelerinden biri haline geldi.
Türkiye’de ise 1 Mayıs’ın hikayesi ayrı bir derinlik taşır. Özellikle 1977 Taksim 1 Mayıs Olayı, bu günün hafızamızdaki yerini daha da ağırlaştırır. Kutlamalar sırasında yaşanan ve hâlâ tüm yönleriyle aydınlatılamamış olaylar, 1 Mayıs’ı sadece bir bayram değil, aynı zamanda bir hatırlama gününe dönüştürmüştür.
Bugün geldiğimiz noktada çalışma saatleri daha insani olabilir, haklar kağıt üzerinde daha güçlü görünebilir ama mesele sadece saatler ya da maaşlar değil. Mesele, emeğin değer görüp görmediği.
Çünkü bir ülke, en çok çalışanıyla ayakta durur. Sabahın köründe işe giden işçiyle, gece geç saatlere kadar mesai yapan emekçiyle, görünmeyen ama hayatın her alanını ayakta tutan insanlarla…
1 Mayıs, sadece fabrikada çalışanların değil. emeğiyle var olan herkesin günüdür. Evde çocuğunu büyüten bir annenin de, sokakta ekmek kazanmaya çalışan bir gencin de, masa başında zihinsel emek veren bir çalışanın da ortak günüdür.
Bugün aslında basit bir soruyu hatırlamak için var:
“Emeğin karşılığı gerçekten veriliyor mu?”
Eğer bu sorunun cevabı herkese göre “evet” olsaydı, 1 Mayıs sadece bir tatil günü olurdu. Ama hâlâ bu soru soruluyorsa, demek ki bu günün anlamı devam ediyor.
1 Mayıs’ı sadece kutlamak değil, anlamak gerekiyor çünkü bu gün, geçmişte kazanılan hakların hatırlatılması olduğu kadar, hâlâ verilmesi gereken mücadelelerin de sessiz bir hatırlatıcısıdır.
Bugün biraz durup etrafına bak. Hayatını sürdürebilmek için çalışan herkesi düşün ve şunu fark et:
Dünya, en çok sessizce çalışanların omuzlarında yükseliyor.




