Toplumda uzun süredir sessizce büyüyen, çoğu zaman “kimse karışmaz” denilerek görmezden gelinen bir alan var: imam nikâhı adı altında yaşanan dolandırıcılıklar. Artık bu konu, ne bireysel bir hikâye ne de “iki kişi arasında kalmış bir mesele” olarak geçiştirilebilir çünkü ortada yalnızca duygularla oynanan ilişkiler değil, açık bir güven istismarı ve sistematik bir boşluk sömürüsü var.
Bugün biri çıkıp “biz imam nikâhı yaptık” dediğinde, bu ifade bazı insanlar için hâlâ bir güven zemini oluşturuyor. Oysa tam da bu noktada en büyük kırılma yaşanıyor. Resmî bir kayıt yok, hukuk önünde bir bağ yok, devletin tanıdığı bir sorumluluk yok… Ama buna rağmen taraflardan biri tüm maddi varlığını, altınını, birikimini veriyor bazen ailesinden kopuyor, bazen toplumdan dışlanmayı göze alıyor. Sonuç? Bir taraf ortadan kayboluyor, diğeri ise “beni dolandırdı” diyerek adalet arıyor.
Peki burada asıl sorun ne?
Sorun, dini bir kavramın hukuki bir kalkan gibi kullanılmaya çalışılmasıdır. İmam nikâhı, inanç dünyasında iki kişinin Allah huzurunda evlilik niyetiyle bağlanmasıdır. Ancak bu manevi çerçeve, bazı kişiler tarafından bilinçli şekilde hukuki sorumluluktan kaçış aracına dönüştürülüyor ve en tehlikelisi de şu: Bu durum zamanla normalleştiriliyor.
“Resmi nikâh yok ama imam nikâhı var” cümlesi, artık bazı çevrelerde bir güven garantisi gibi dolaşıyor. Oysa hukuk sisteminin tanımadığı hiçbir birliktelik, dolandırıcılık karşısında koruma sağlayamaz. İşte tam da bu boşluk, kötü niyetli kişilerin en çok kullandığı alan haline geliyor.
Bir kadın ya da erkek, “biz imam nikâhlıydık” diyerek kandırıldığını söylüyorsa, burada mesele sadece bir ilişki bitişi değildir. Burada mesele, inanç kavramının bir manipülasyon aracına dönüştürülmesidir. Altınlar, paralar, hediyeler, güven… Hepsi bir “nikâh” kelimesinin arkasına saklanarak alınmışsa, bu artık duygusal bir hikâye değil, açık bir istismardır.
Ama burada çok kritik bir nokta daha var: Bu tür olaylar sadece bireysel cezalarla değil, hukuki netlik eksikliğiyle de büyüyor. Toplumda hâlâ “imam nikâhı varsa sorun yok” algısı devam ettikçe, bu suistimaller bitmeyecek çünkü suistimal, boşluk bulduğu yerde büyür.
Peki çözüm ne?
Çözüm, dini inancı hedef almak değildir. Çözüm, inancı kullanarak yapılan maddi ve manevi dolandırıcılığı net şekilde suç kapsamına almak, “sözde birliktelik” üzerinden yapılan tüm malvarlığı transferlerini hukuk önünde açıkça değerlendirilebilir hale getirmektir ve en önemlisi, toplumun artık şu gerçeği kabul etmesidir: Resmî olmayan hiçbir birliktelik, hukuki güvence değildir.
Ve artık şu netleşmelidir:
Hiçbir kutsal kavram, dolandırıcılığın kılıfı olamaz.
Hiçbir inanç dili, hukuki sorumluluktan kaçış kapısı haline getirilemez.
Ve hiçbir insan, “inanmış gibi yaparak” bir başkasının hayatını sömüremez.
Toplumun asıl sınavı da tam burada başlıyor: İnancı korurken, onun arkasına saklanan suistimali açıkça reddedebilmek.
Şu soru artık açıkça sorulmalı:
Hani resmi nikâh olmadan imam nikâhı kıyanlara ceza geliyordu? Eğer gerçekten imamlara bu konuda yaptırım uygulanıyorsa, bu kadar “imam nikâhı kıydık” iddiası nereden çıkıyor? Resmi nikâh olmadan zaten dini nikâh kıyılmıyorsa, bu insanlar neden hâlâ “imam nikâhı yaptık” diyerek ortada dolaşabiliyor?
Eğer ortada bir boşluk varsa, bu boşluk sadece suistimale değil, aynı zamanda sözün ve iddianın sorumsuzca kullanılmasına da zemin hazırlıyor. Peki bu “imam nikâhı yaptık” söylemini dolandırıcılık aracı gibi kullananlara karşı hiçbir yaptırım olmayacak mı?




