14 Şubat neden var la?
Gerçekten biri çıkıp da bu soruya mantıklı bir cevap verdi mi hiç?
Bir yanda “aşkın bayramı”, “romantizmin zirvesi” diyenler…
Öbür yanda marketten çiçek alırken kredi kartı limitini sonuna kadar zorlayan gariban aşıklar…
Ve bir de biz varız: Sevgilisi olmayan, 14 Şubat’ı canım köpeğinin sevgisiyle kutlayanlar.
Hani bazı şeyler var, ne kadar ciddiye alsan da komediden öteye gidemez.
14 Şubat tam olarak öyle bir gün.
Kapitalizmin kırmızı kurdeleye sardığı duygu paketi
Aşkın kitabını yazan insanlar bile “Bir günle aşk mı kutlanır?” derken, markalar öyle bir abandı ki konuya, sanki aşk kırtasiyeden fişle alınan bir ürün.
Her şey kırmızı, her şey kalpli.
Bir tek makarna reyonunu kalp şeklinde görmedim, ona da zaman var.
Ama asıl mesele şu:
Aşkın kendisi arka planda.
Ön planda “hediye alacaksın”, “story atacaksın”, “romantik mekân ayarlayacaksın”.
Romantizm değil bu.
Görev listesi.
Peki biz? Biz ne yapıyoruz?
Ben mesela…
Sevgilisizler cemiyetinin gururla temsilcisiyim.
14 Şubat’ta kırmızı kalplerin arasında dolaşıp iç çekmek yerine, canım köpeğimle takılacağım.
O çünkü:
- Trip atmıyor
- “Story atmadın” demiyor
- Hediye istemiyor
- Sevgisini faturalandırmıyor
Üstelik dünya üzerinde karşılıksız sevgiyi en iyi veren canlılardan biriyle 14 Şubat geçireceğim.
Kötü mü?
Hiç bile değil.
Aşk varsa güzel, yoksa dünya sonu değil
14 Şubat’ta sevgilisi olan mutlu olsun.
Sevgilisi olmayan da kendini çöp gibi hissetmesin.
Aşk sadece romantik ilişkide yok bazen bir dostta, bazen bir kardeşte, bazen bir hayvanda, bazen kendinde.
Ötesi berisi yok.
Kısacası…
14 Şubat’ı tiye alıyorum evet, çünkü aşırı abartılmış bir gün.
Ama aynı zamanda ciddiye de alıyorum, çünkü insanlar o gün kendini yarım hissedebiliyor.
Aşk varsa güzel, yoksa hayat devam ediyor.
Ben köpeğimin patisini tutarak da mutlu oluyorum.
İlla kalp çizen filtreden bakmaya gerek yok.
Bazen bir çift göz… bazen bir çift pati…
Sevgi dediğin zaten hep orada, kimsenin ilan etmesine gerek yok.




