Cezve…
Küçük bir can, yumuşak tüyleri ve sessiz teniyle dünyaya umut taşıyan bir varlıktı. Onun adını bilenler belki sadece “o kedi” derdi; ama Cezve, sevgiye ihtiyaç duyan, tüyleriyle insanın kalbine dokunan bir dosttu. Ev sahibi Serpil Hanım onu yıllardır yaşatmış, onu kucaklamış, minik adımlarıyla evin koridorlarında gezinmesine izin vermişti. O, sadece bir evcil hayvandan fazlasıydı; o bir varoluştu, bir duygu taşıyıcısıydı.
Ama bir gün, hayatın en ağır yüzüyle tanıştı: şiddet. Tadilat için gelen Burak Alan adlı kişi, Cezve’yi kucağına aldı; belki sevecekmiş gibi yaptı. Ardından onu apartmana götürdü ama sevginin uzaktan hayalini bile bırakmadı. Göz göre göre, Cezve’ye işkence etti, tekmeledi. Hayatı kısaları oynadı, nefessizliğin, korkunun, çaresizliğin acısını tattı. Görüntüler elimizden kaçmazken insanlık da gerçekle yüzleşti: bir kedinin sesi duyulmadı; yalnızca sessizlik ve acı kaldı geriye.
Mahkeme günü geldiğinde, toplum nefesini tuttu. Hayvan hakları savunucuları, vicdan sahipleri oradaydı. Çünkü Cezve yalnız değildi; onun adına adalet isteyenler vardı. Mahkeme, sanığa 3 yıl 8 ay hapis cezası verdi iyi hal indirimi uygulanmadı, tutukluluk hali devam edecek.
Ama adaletin hükmü, kaybedilen canı geri getirmez. Cezve’nin tüyleri artık rüzgârla dans etmeyecek; minik patileri yollarda gezinmeyecek. Ama onun ismi kalplerimizde yankılanacak. O sadece bir kedi değildi; o bir umut, bir hatırlatmaydı. “Eteklerimizde yaşayan sessiz dostlarımız” dediğimiz onlarca canın uğradığı haksızlığa gösterilen kırılgan bir ışık…




