Şunu bir düşün…
Seni hiç tanımayan biri, sırf birilerinin ağzından duyduğu iki kelimeyle sana karşı tavır alıyor.
Ne hikaye biliyor, ne geçmişini… ama yargılamaya gelince tam bir jüri kesiliyor.
En acısı da şu: seni dinlemiyor bile.
Ne söyleyeceğini, kendini nasıl anlatacağını hiç umursamıyor.
Sanki herkesin elinde bir megafon var, ama senin sesin hep kısmış durumda.
Kendini ifade etmeye kalksan “savunma yapıyor” derler, sessiz kalsan “demek ki suçlu” derler.
Bir yerden tutturuyorlar mutlaka.
Ama işin en kötü yanı ne biliyor musun?
Seni, düşmanlarından dinleyen insanlardır en tehlikelisi.
Çünkü onlar, baştan seni anlamaya değil, seni yargılamaya niyetlidir.
Seni senden değil, senden nefret edenlerden duyan biri, zaten sana asla fırsat vermeyecektir.
O insan için sen çoktan “karar verilmiş” bir dosyadan ibaretsin.
Oysa insanı tanımak için bir kez gözlerinin içine bakmak yeter bazen.
Bir kahve içimlik sohbet, bin dedikodudan daha gerçektir.
Ama nerede…
Herkes kulaktan dolma bilgilerle hüküm dağıtıyor artık.
O yüzden boşver.
Kendini anlatmaya çalıştıkça yoruluyorsan, bırak anlatma.
Zaman zaten gerçeği bir şekilde ortaya çıkarıyor.
Ve o zaman geldiğinde, kimsenin “ben öyle duymuştum” bahanesi seni ilgilendirmiyor olacak.
Kısacası; seni tanımadan yargılayanlara değil, seni tanımaya çalışanlara kıymet ver.
Gerisi gürültü sadece.




