Bir Esprinin Bedeli Cezaevi Olmamalı
Bu cümlenin kendisi bile Türkiye’de mizahın ne kadar dar bir alana sıkıştığını anlatmaya yetiyor. Çünkü mesele artık yalnızca bir stand-up gösterisinde söylenen sözlerin beğenilip beğenilmemesi değil bir espriye devletin verdiği tepkinin ağırlığıdır.
Bir gösteride Cumhurbaşkanı’na dönük sert politik ifadeler olabilir. Bunlar rahatsız edici bulunabilir, eleştirilebilir, hatta kaba da görülebilir ama siyasetçiye yönelen ağır mizah ile kişisel hakaret aynı şey değildir. Hele söz konusu kişi ülkenin en güçlü makamındaysa, eleştiriye ve satire karşı daha geniş bir tahammül alanı olması beklenir.
Din meselesinde de benzer bir ayrım gerekiyor. Dini referanslar içeren bir espri herkesin hoşuna gitmeyebilir. İnanan insanlar kırıldığını söyleyebilir bu da anlaşılır bir duygudur. Fakat rahatsız olmak, tek başına “dini değerler aşağılandı” sonucunu doğurmaz. Bir sözün kaba, zevksiz ya da gereksiz bulunması başka ceza hukukunun konusu yapılması bambaşka bir şeydir.
Deniz Göktaş’ın esprilerini sevmek zorunda değiliz. Hatta kötü bulabiliriz ama kötü mizahın karşılığı cezaevi olamaz. Mizaha verilecek cevap eleştiri, itiraz, boykot ya da daha iyi bir söz olabilir kelepçe değil.
Bu olayın asıl tehlikesi burada yatıyor. Bir komedyen sahnede söylediği sözler nedeniyle tutuklandığında yalnızca o kişi cezalandırılmış olmuyor. Aynı zamanda sahnedeki diğer komedyene, yazara, gazeteciye, öğrenciye ve sıradan yurttaşa da mesaj veriliyor: “Konuşurken dikkat et, sıra sana da gelebilir.”
Oysa özgürlük, sadece hoşumuza giden sözleri korumak değildir. Asıl sınav, bizi rahatsız eden söze nasıl davrandığımızda ortaya çıkar. Bir toplum her rahatsız olduğu cümleyi suç gibi görmeye başlarsa, geriye fikir tartışması değil, korkuyla kurulmuş bir sessizlik kalır.
Bana göre Deniz Göktaş dosyasında görünen şey açık bir hakaret tablosundan çok, sert ve tartışmalı bir mizahın cezalandırılmasıdır. Espriler beğenilmeyebilir ama bir esprinin bedeli cezaevi olmamalıdır.
Çünkü bir ülkede mizah tutuklanıyorsa, aslında yalnızca kahkaha değil, eleştiri hakkı da içeri alınmış demektir.




