İçeriğe geçmek için "Enter"a basın
© Görseller bilgilendirme ve eleştiri amacıyla kullanılmıştır. Tüm hakları sahibine aittir.

Çağrı Sizden, Bağış Milletten

AHBAP soruşturması kapsamında bazı gazeteci, sunucu ve sanatçıların ifadelerine başvurulmasıyla birlikte ilginç bir ayrıntı ortaya çıktı.

Basına yansıyan ifade içeriklerine göre Ece Üner, Fatih Portakal, Öykü Serter ve Gökhan Özoğuz, deprem döneminde AHBAP lehine çağrılar yapmalarına rağmen derneğe şahsen bağışta bulunmadıklarını belirtti.

Elbette hiç kimse bağış yapmak zorunda değil. İnsan parasını istediği yere verir, isterse hiçbir yere vermez. Burada tartışılan konu da kimsenin cebindeki para değil.

Asıl ilginç olan şu: Kendiniz para göndermediğiniz bir kuruluşa, milyonlarca insanı neden bu kadar rahat biçimde yönlendirdiniz?

Deprem günlerinde ekranlardan ve sosyal medya hesaplarından sürekli çağrılar yapıldı. “Gün birlik günü”, “Herkes elinden geleni yapsın”, “AHBAP’a destek olun” denildi. Vatandaş da bu çağrılara güvendi. Kimi maaşından ayırdı, kimi emekli aylığından gönderdi, kimi öğrenciyken harçlığını bağışladı.

Şimdi ise çağrı yapan bazı isimlerin kendilerinin bağış yapmadığını öğreniyoruz.

İnsan ister istemez soruyor: Millete “Elinizi cebinize atın” derken kendi cep neden pas geçildi?

Bu kişilerin çağrı yapması elbette tek başına suç değil. İfadeye çağrılmaları da suçlu oldukları anlamına gelmez. Ancak ortada ciddi bir tutarsızlık olduğu açık.

Bir kuruluşa gerçekten güveniyorsanız ve insanlara da güvenmelerini tavsiye ediyorsanız, en azından sizin de aynı güveni göstermeniz beklenir. Burada bağışın miktarı önemli değil. Mesele 100 lira, 1.000 lira ya da daha fazlası değil. Mesele, söylediğiniz sözün arkasında durup durmadığınızdır.

Fatih Portakal’ın, bağış çağrısı yaptığı hâlde kendisinin bağış yapmadığını ve bu nedenle kendisine kızdığını söylediği aktarılıyor. Bu açıklama en azından tartışmadaki çelişkiyi kabul eden bir yaklaşım. Ancak yine de şu soru ortada duruyor: İnsanlara tavsiye ettiğiniz bir şeyi neden kendiniz yapmadınız?

Ece Üner’in kendisini kandırılmış hissettiğini söylediği de basına yansıdı. Fakat kamuoyunu etkileyen kişilerin sorumluluğu sıradan vatandaştan biraz daha fazladır. Milyonlarca insana hitap ediyorsanız, bir yardım kuruluşunu tavsiye etmeden önce araştırmanız gerekir.

Çünkü vatandaş ekranda gördüğü tanınmış ismin bu kurumu araştırdığını düşünebilir. “Bu kişi söylüyorsa biliyordur” diyebilir. Oysa görünen o ki bazı çağrılar ayrıntılı bir incelemeden çok, o günün sosyal medya havasıyla yapılmış olabilir.

Ünlü olmak, mali denetçi olmak değildir. Televizyonda görünmek de bir kuruluşun hesaplarını bildiğiniz anlamına gelmez. Ancak bilmiyorsanız da insanlara kesin bir güven duygusuyla çağrıda bulunmamanız gerekir.

Bugün tartışılması gereken konu, bu isimlerin neden bağış yapmadığı değil; kendilerinin yapmadığı bir şeyi neden halka güçlü biçimde tavsiye ettiğidir.

Kısacası sistem şöyle işlemiş gibi görünüyor:

Çağrıyı ünlüler yaptı, parayı vatandaş gönderdi.

Biri mikrofonu tuttu, diğeri banka uygulamasını açtı.

İşin mizahi ama düşündürücü tarafı tam olarak burada.

Bundan sonra herhangi bir ünlü yardım çağrısı yaptığında vatandaşın yalnızca duygusal sözlere bakmaması gerekiyor. Kuruluşun hesapları, denetim raporları ve faaliyetleri araştırılmalı çünkü tanınmış bir yüz güven hissi verebilir ama güvence belgesi değildir.

AHBAP soruşturmasının sonucuna elbette yargı karar verecek. Kimseyi şimdiden suçlu ilan etmek doğru olmaz. Ancak bu olayın ortaya çıkardığı tutarsızlığı da görmezden gelmemek gerekir.

Millete “Haydi, herkes elinden geleni yapsın” demek güzel.

Ama böyle bir çağrı yapıyorsanız vatandaşın da size şu soruyu sorması normaldir:

“Siz elinizden gelenin neresindeydiniz?”