Türkiye gündemi, komediyle trajediyi birbirine öyle karıştırıyor ki, bazen neye ağlayacağımızı neye güleceğimizi şaşırıyoruz. Ekonomi hâlâ sahnede başrolü oynuyor; faizler, döviz ve enflasyon arasında bir satranç oyunu var ama herkes taşları yanlış yerleştiriyor gibi. Markette fiyatlar adeta kendini sınavdan geçiriyor, vatandaş cebinden çıkardığı parayla matematik dersi alıyor. Zam haberleri öyle rutinleşti ki, “bugün yine zam mı geldi?” sorusu artık sabah selamı gibi.
Siyaset sahnesi ise tam bir kara komedi. Herkes birbirine laf yetiştiriyor, vaatler havada uçuşuyor, ama icraat hâlâ sessiz film modunda. Sloganlar kadar boş, tartışmalar kadar tekrarlı, açıklamalar kadar anlaşılmaz. Bir yanda “birlik olalım” deniyor, öte yanda her sözden kavga çıkarılıyor. Meclis tartışmalarını izlemek yerine, duvarın çatlaklarını izlesen daha anlamlı geliyor.
Sosyal medya tarafında ise herkes uzman. Herkes ekonomist, her tweet politika çözümü ama gerçek hayat hâlâ aynı kaos. Haber başlıkları trajedi, alt metni kara mizah. Vatandaş bir yanda faturalarla uğraşıyor, bir yanda politikacıların kendi gündemiyle vakit kaybetmesini izliyor. Eleştirmek isteyen eleştiriyor, savunan savunuyor ama sonuçta herkes aynı gemide, tek bir kaptan yok.
Ve bütün bu karmaşanın içinde, gülecek bir şeyler bulmak mecburiyet oluyor. Çünkü her felaketin içinde saklı bir espri, her zam haberinde saklı bir kahkaha var. Bazen tek çare, yaşananlara alaycı bir tebessümle bakmak. Türkiye’nin en güçlü yanı belki de bu olan bitene aldırmadan, her şeye rağmen gülmeyi başarabilmek.




