Yine bir okul. Yine silah. Yine öğrenciler. Yine yaralananlar…
Ve yine aynı cümleler kurulacak: “Olayla ilgili soruşturma başlatıldı.”
Sonra?
Bir süre konuşulacak, birkaç gün sonra başka bir gündem gelecek ve biz bu olayı da unutacağız. Ta ki başka bir okulun kapısından yeni bir silah sesi yükselene kadar.
Ben bu eylemi gerçekleştiren kişiye “çocuk” demeyeceğim. Yaşı küçük olabilir ama bir insan okul basıp silahla insanları hedef alabiliyorsa, yaptığı eylemin ağırlığını “çocuk” kelimesinin arkasına saklayamayız çünkü burada artık yaş meselesinden çok daha büyük bir sorun var.
Bu sorunun yalnızca okulun kapısından içeri giren bir silahla sınırlı olmadığını da görmek gerekiyor çünkü bugün gençlerin ve çocukların hayatının önemli bir bölümü dijital ortamda geçiyor. İşte tam da burada Telegram gibi kapalı gruplar, bazı oyunlar ve denetimi zor dijital alanlar karşımıza çıkıyor.
Bu tür eylemlerin arkasında yalnızca bir silah yok. Bazen bir zihniyet, bazen birbirini besleyen gruplar, bazen de özellikle yaşı küçük insanların aklını zehirleyen dijital ortamlar var. Telegram grupları başta olmak üzere, çocukların ve gençlerin kolayca dahil olabildiği, şiddetin normalleştirildiği, insanların birbirini kışkırttığı ve kendini kanıtlama yarışına soktuğu kapalı gruplar oyunlar artık ciddi biçimde denetlenmeli.
Çünkü bazıları için görünür olmak, kendinden söz ettirmek ve “Ben de varım” diyebilmek uğruna sınır diye bir şey kalmamış durumda. Beyinleri yıkanıyor, şiddet sıradanlaştırılıyor, kendini ispatlama duygusu hastalıklı bir gösteriye dönüşüyor. Sonra birileri silahı eline alıyor ve bedelini hiçbir şeyden haberi olmayan insanlar ödüyor.
Fakat dijital ortamları konuşurken diğer taraftaki soruyu da sormak gerekiyor: Bütün bunlar yaşanırken çocukların bulunduğu okullarda güvenlik ne durumda?
Hani okulların önünde güvenlik olacaktı?
Asıl sorulması gerekenlerden biri de bu. Hani okulların önünde güvenlik önlemleri artırılacaktı? Hani çocuklarımız daha güvenli okullara gidecekti?
Günlerce öğretmenlerin kıyafetleri, önlükleri konuşuldu. Önlüklerin nasıl olması gerektiği üzerine tartışmalar yapıldı ama kimse aynı yüksek sesle şunu sormadı: “Bu çocuklar okulun kapısından içeri girerken gerçekten güvende mi?”
Bir öğretmenin ne giydiğini tartışmak kolay. Asıl mesele, o okulun önüne silahın nasıl geldiği ve o çocuğun bir silaha nasıl ulaşabildiğini sorgulamak.
Bir öğrencinin sabah evinden çıkıp okuluna giderken ailesinin “Acaba bugün başına bir şey gelir mi?” diye düşünmemesi gerekiyor. Okul, çocuğun korktuğu yer değil; ailesinin gözünün arkada kalmadığı yer olmalı.
Üstelik bugün bunları ilk kez konuşuyor da değiliz. Benzer olayları geçmişte de gördük, bu yıl içinde de şiddetin, silahın ve tehditlerin çocukların bulunduğu alanlara, okulun içine kadar girdiğine tanık olduk.
Daha önce de yaşandı. Ne değişti?
Peki ne değişti? Kaç okulun güvenliği gerçekten güçlendirildi? Kaç okulun girişinde etkili kontrol mekanizması oluşturuldu? Kaç çocuğun şiddete yönelmesini önlemek için gerçekten çalışma yapıldı? Kaç dijital grup takip edildi?
Bunların cevabını artık açıklamalar değil, alınan sonuçlar vermeli çünkü çocuklarımızı korumak için artık “önlem alacağız” cümlesi yetmiyor.
Mesele yalnızca okulların güvenliğiyle de bitmiyor. Şiddetin çocukların ve gençlerin hayatında bu kadar görünür hale gelmesi, toplumun başka bir gerçeğiyle daha yüzleşmemizi gerektiriyor.
Artık çocukları çocuklardan koruyamıyoruz
Geldiğimiz noktaya bakın. Çocuklarımızı artık sadece dışarıdaki tehlikelerden korumaya çalışmıyoruz. Çocukları çocuklardan korumaya çalışıyoruz.
Daha acısı, hayvanları da çocuklardan koruyamadığımız görüntülerle karşılaşıyoruz. Şiddet yaş küçüldükçe küçülmüyor. Tam tersine, bazen daha korkunç bir biçimde karşımıza çıkıyor.
Bir insanın karşısındaki canlının acısını umursamaması, bunu görüntüleyip paylaşması, bundan eğlence çıkarması ya da kendisini bunun üzerinden göstermeye çalışması toplum olarak nereye geldiğimizi düşündürmeli.
Artık ne çocuklar ne hayvanlar kendiliğinden güvende ve biz hâlâ olay olduktan sonra konuşuyoruz.
İşte bütün bunlar bir araya geldiğinde artık tek tek olayları değil, ortaya çıkan büyük tabloyu konuşmamız gerekiyor. Her yeni olaydan sonra birkaç gün tepki göstermek, ardından hiçbir şey olmamış gibi devam etmek çözüm değil.
Geç kaldınız !
Ülkenin içinden geçildi resmen.
Şimdi dönüp “Nerede hata yaptık?” diye sormanın da bir anlamı yok. Hataları uzun zamandır görüyoruz. Sorun, gördüğümüz halde gereğini zamanında yapmamak.
Geç kaldınız. Hem de çok geç kaldınız.
Şimdi bu çocukları, bu gençleri, öğretmenleri, aileleri ve sokaktaki hayvanları daha fazla bedel ödetmeden neyi nasıl düzeltecekseniz, artık onu yapın.
Artık yeter.
Bir toplum çocuklarını çocuklarından koruyamıyorsa geleceğini de koruyamıyor demektir.








