Bazı diziler senaryosuyla gündeme gelir, bazıları oyuncularıyla… Kızılcık Şerbeti ise son zamanlarda ekranda anlattığı hikâyeden çok, kamera arkasında yaşanan tartışmalarla konuşuluyor.
Dizinin yapımcısı Faruk Turgut’un Feyza Civelek hakkında kullandığı aktarılan “Feyza giderse dizi bitebilir” sözü de doğal olarak izleyicinin aklına şu soruyu getirdi: Bir dizi, gerçekten tek bir oyuncunun ayrılmasıyla mı biter; yoksa mesele oyuncudan daha büyük birtakım dengeler midir?
Öncelikle hakkını teslim edelim: Nilay karakteri diziye renk katıyor. Merakı, dedikoduculuğu, her kapının arkasından çıkması ve olayları istemeden de olsa birbirine karıştırmasıyla hikâyenin hareketli karakterlerinden biri. Bazen izleyiciyi kızdırıyor, bazen güldürüyor ama çoğu zaman sahnesini izletiyor. “Nilay’ın diziye hiçbir katkısı yok” demek haksızlık olur.
Fakat bir karakterin seviliyor olmasıyla, bir yapımın uyguladığı ilkelerin herkese eşit olması bambaşka konular.
Doğukan Güngör, kamuoyuna yansıyan haberlerin ardından çok kısa sürede dizinin kadrosundan çıkarıldı. O gün verilen karar “kurumsal hassasiyet”, “kanal politikası” veya “yapımın tavrı” olarak değerlendirildiyse bugün benzer tartışmaların merkezindeki başka bir oyuncu için aynı ölçünün konuşulması son derece doğaldır.
Burada mesele “Feyza Civelek de mutlaka gönderilsin” demek değil. Bir insanın mesleki hayatı hakkında sosyal medya mahkemelerinin karar vermesi zaten doğru değil. Mesele, birine gösterilmeyen değerlendirme süresinin diğerine neden tanındığının açıklanabilmesidir.
Çünkü adalet, herkese aynı cezayı vermek değildir; herkese aynı ölçüyü uygulamaktır.
Bir oyuncu hakkında karar yıldırım hızıyla alınırken diğeri söz konusu olduğunda “Dizi bitebilir” noktasına geliniyorsa izleyici ister istemez sorar: İlke mi değişti, şartlar mı değişti, yoksa kişilere göre değişen bir uygulama mı var?
Üstelik “Feyza giderse dizi bitebilir” sözü, Feyza Civelek’i korumaktan çok onun oyunculuğuna gölge düşürebilecek bir açıklamadır. Çünkü Nilay karakteri zaten kendi başına konuşulan, sevilen ve hikâyeye katkı sağlayan bir karakter. Onu savunmanın yolu aile bağlarını veya yapım içindeki dengeleri hatırlatmak değil, oyuncunun emeğini ve karakterin hikâyedeki yerini anlatmaktır.
Aksi hâlde ortaya şu tatsız görüntü çıkıyor: Bir oyuncunun hatasında kapı gösteriliyor, diğerinde ise kapının menteşelerinin bütün binayı ayakta tuttuğu söyleniyor.
İzleyicinin itirazı tam olarak buna.
Kimsenin özel hayatı üzerinden ahlak bekçiliği yapmak gerekmiyor. Kimseyi peşinen suçlu ilan etmek de doğru değil. Ancak bir yapım, kamuoyuna karşı belirli bir tavır ortaya koyuyorsa o tavrın kişiden kişiye değişmediğini göstermek zorunda. Aksi takdirde ekranda toplumsal adalet anlatılırken set arkasında ayrıcalık tartışması doğar.
Belki de Kızılcık Şerbetinin en büyük problemi, artık senaryosundaki çatışmaların gerçek hayattaki tartışmaların gerisinde kalmasıdır.
Hatta dizinin senaristi, bir sezon da aileler arasındaki kavgaları değil setin içinde yaşandığı ileri sürülen krizleri yazsa, ortaya mevcut diziden daha yüksek reyting alabilecek bir yapım çıkabilir.
Kızılcık Şerbeti: Set Arkası.
Bir tarafta oyuncu ayrılıkları, diğer tarafta karşılıklı açıklamalar… Bir köşede “Kim gidiyor?”, öbür köşede “Kim kalıyor?” tartışması… Her bölümün sonunda yapımcıdan yeni bir açıklama, ertesi sabah sosyal medyada yeni bir kriz…
Senaristin ayrıca entrika düşünmesine bile gerek kalmaz.
Off, ne izlenir ama!
Belli ki bu sette şerbet çoktan dökülmüş geriye yalnızca kimin temizleyeceği kalmış.




