İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Umut Akyürek Meselesi: Ahlak Bekçiliği Değil, İtibar Krizi

Umut Akyürek’in Gülşen ve Hadise hakkında sarf ettiği sözler artık basit bir magazin tartışmasının çok ötesinde. Ortada yalnızca “kim ne giydi, kim ne söyledi” meselesi yok; bir sanatçının başka kadın sanatçıları toplumun bozulmasının sebebi gibi göstermesi, bunu da küçük düşürücü bir üslupla yapması var.

Gülşen’in 5 milyon TL’lik manevi tazminat davası açması da bu yüzden şaşırtıcı çünkü mesele sahne kıyafeti eleştirisini aşan; bir kadının emeğini, sanatını ve kimliğini kıyafeti üzerinden hedef hâline getiren bir dil meselesi. Eleştiri başka şeydir, aşağılamak başka. Hele ki yıllardır sahnede olan bir sanatçının, başka kadın sanatçıları “toplum bozuluyor” söyleminin nesnesi hâline getirmesi, en hafif tabirle büyük bir özensizliktir.

Umut Akyürek’in yaptığı şey, sanat tartışmasından çok ahlak bekçiliği görüntüsü altında kadın bedenini ve sahne estetiğini yargılamak. Üstelik bu ülkede kadın sanatçılar zaten yıllardır kıyafetleri, dansları, sahnedeki duruşları üzerinden hedef gösteriliyor. Akyürek’in sözleri de bu eski ve yıpratıcı refleksin yeni bir örneği gibi duruyor.

Daha da çelişkili olan şu: Kamuoyu önünde başkalarına ahlak dersi vermeye soyunan bir ismin, kendi ailesiyle ilgili sosyal medyaya yansıyan ağır iddialarla da gündeme gelmesi. Kızı Melek Bal’ın “Annem sandığınız kadar iyi bir insan değil” şeklindeki sözleri elbette tek başına hüküm sayılmaz. Kimse bir aile içi tartışmadan kesin sonuç çıkaramaz ancak tam da bu nedenle insan başkalarının hayatına, kıyafetine, sahnesine bu kadar kolay hüküm dağıtmadan önce biraz durup düşünmeli.

Mesele sadece Gülşen ya da Hadise ile sınırlı kalmıyor. Mesele, kadın sanatçıların sürekli “örnek oluyor musun, düzgün giyiniyor musun, toplumu bozuyor musun?” terazisine çıkarılması. Oysa sahne sanatı, kostüm, performans ve ifade özgürlüğüyle bir bütündür. Herkes beğenmek zorunda kalmaz ama beğenmemek kimseye küçültücü söz söyleme hakkı vermez.

Umut Akyürek bu tartışmada eleştiren taraftan çok, hedef gösteren taraf gibi görünüyor. Bu yüzden açılan davalar sadece kişisel bir itibar mücadelesi olmaktan çıkıp aynı zamanda “kadın sanatçıları kıyafetleri üzerinden aşağılamanın bir bedeli olur mu?” sorusunun da cevabına dönüşebilir.

Bugün gelinen noktada Akyürek’in yapması gereken şey, savunma refleksiyle daha fazla konuşmak yerine kullandığı dilin neye hizmet ettiğini sorgulamak. Çünkü sanatçılık yalnızca sahneye çıkmakla sınırlı kalmaz, kamusal sorumlulukla da ölçülür. Başkalarının itibarını zedeleyen sözler söylenmişse, bunun adı dobra olmak değil ölçüsüzlüktür.