Bu Zamana Kadar Gelişim Raporlarıyla mı Büyüdük?
Bazen memleketin gündemine bakıyorum da… İnsan kendine sormadan edemiyor:
Biz ne ara bu kadar “şekilci” olduk? Ne ara işin özünü bırakıp kâğıdın köşesine, belgenin tasarımına, raporun süsüne takılır hale geldik?
Hadi açık konuşalım…
Bir sabah kalktık, koca ülke olarak şunu tartışıyoruz:
“1 ve 2. sınıflara verilen yeni belgelerde Atatürk resmi yok, İstiklal Marşı yok, Gençliğe Hitabe yok…”
İyi de kardeşim, bu ülkenin çocukları on yıllardır neyle büyüdü?
Karnelerinin en tepesindeki o fotoğrafla…
Marşın dizeleriyle…
Sayfanın ortasına aslan gibi duran “T.C. Millî Eğitim Bakanlığı” başlığıyla…
Çocuklarımız karnelerini önce evde duvara tuttular. “Yapmışım” dediler.
Sonra o sayfada Atatürk’e baktılar.
“Ben de yapacağım Atam” dediler.
Şimdi biz bu koskoca hafızayı “gelişim raporu” filan diyerek bir kenara mı koyacağız?
Evet, farkındayım, MEB diyor ki:
“Bu karne değil, gelişim raporu. Farklı tasarım.”
İyi de çocuk gözünde bu karnedir.
Evde bu karnedir.
Anne-babanın elinde bu karnedir.
Gelenek dediğimiz şey zaten böyle yerleşmedi mi?
Kimse “rapor” demeyecek buna. Diyen de çıkmayacak.
Peki biz neyle büyüdük?
Gelişim raporlarıyla mı?
Psikososyal değerlendirme formlarıyla mı?
Yok… Hayır…
Biz Atatürk’ün fotoğrafına bakarak büyüdük.
İstiklal Marşı’nı ezberleyerek büyüdük.
O karneleri saklayarak, yıllar sonra açıp “Vay be, böyleymişim” diyerek büyüdük.
Bugün kalkıp çocukların ilk okul tecrübelerinden bu unsurları çekip almak…
Evet, belki “resmî olarak karne değil” denilebilir ama sonuç değişmiyor.
Bir ülkenin ortak belleği böyle böyle silinmez mi?
Gelenekler böyle böyle çatlamaz mı?
“Belge sadece tasarım açısından değişti” diyenlere de bir çift sözüm var:
Bazı semboller sadece birer tasarım değildir.
Bazı fotoğraflar sadece fotoğraf değildir.
Bazı metinler sadece bir sayfa süslemesi değildir.
Bir millet için değer, hatıra, yön göstericidir.
Ha, kimse yanlış anlamasın…
Kimseyi suçlamıyorum, kimseye parmak sallamıyorum.
Ama bu memleketin vatandaşının da, bir anne babanın da, bir öğretmenin de kaygı duymaya hakkı vardır.
“Acaba?” diye sormaya hakkı vardır.
“Neden böyle bir değişikliğe ihtiyaç duyuldu?” demeye hakkı vardır.
Çünkü bu ülkenin çocukları, bu ülkenin geleceği…
Kökleriyle birlikte büyürse güçlü olur.
O köklerden birinin, hele ki en sembolik olanının,
ATATÜRK’ün görünürlüğünü azaltmak bile insanın içine oturur.
Bazen mesele, bir resim değildir.
Bir kâğıt değildir.
Mesele şudur:
Biz çocuklarımıza neyi miras bırakıyoruz?
Ve daha önemlisi…
Neyi sessizce kaybediyoruz farkında olmadan?
Bu işin adı “tasarım değişikliği” değil.
Bu işin adı, halkın zihninde bir soru işareti bırakan gereksiz bir adım.
Hiç kimse bu ülkenin ortak hafızasıyla böyle oynamasın.
Çünkü bazı şeylerin adı değişmez.
Bazı şeyler rapora da, belgeye de sığmaz.




