Bu davada dikkat çeken şey yalnızca verilen kararlar değil, cevapsız bırakılan sorular.
Ve bu soruların başında Tuğberk’in, Güllü’nün ölümünden saatler sonra eve neden cam kırarak girdiği geliyor.
Tuğberk bu durumu, “taziyeye gelenler için girdim” diye açıklıyor.
Ama bu açıklama, kamuoyunun vicdanında pek karşılık bulmuş görünmüyor.
İnsan ister istemez şunu soruyor:
Cam gerçekten taziye için mi kırıldı, yoksa delillerin ortadan kaldırılması ihtimali mi vardı?
Ya da daha basit ama daha rahatsız edici bir ihtimal: para ve altınlar için mi girildi?
Bu soruların hâlâ net bir cevabı yok.
Soruşturma sürecinde, bazı gündüz kuşağı programlarının bu dosyanın peşini bırakmaması dikkat çekti. Özellikle Ferdi Aydın’ın, Esra Ezmeci’ye ulaştırılan Bircan’a ait mesajlar üzerinden yaptığı değerlendirmeler, dosyanın seyrinde ciddi bir kırılma yarattı.
Bu noktadan sonra “kaza” ihtimali zayıflarken, “cinayet olabilir mi?” sorusu daha yüksek sesle sorulmaya başlandı.
Tam da bu çizgide ilerleyen soruşturma sürecinde, her iki ismin de yurt dışına kaçmaya çalışırken yakalanması, Tuğyan’ın tutuklanması, Sultan’ın serbest kalması, dosyanın ne kadar karmaşık bir yapıya dönüştüğünü gösterdi.
Bu tablo, kamuoyunda “kim neyi biliyor, kim neyi saklıyor?” sorusunu daha da büyüttü.
Bir diğer çarpıcı gelişme ise cephelerin netleşmesi değil, çoğalması oldu.
Tuğberk’in Tuğyan’dan şikâyetçi olacağını açıklaması, ardından Güllü’nün ailesinin hem Tuğyan’dan hem Tuğberk’ten şikâyetçi olması, bu davanın tek bir fail ya da tek bir mağdur üzerinden okunamayacağını ortaya koyuyor.
Bu dosyada dikkat çeken bir başka kırılma da Bircan meselesi.
Bircan’ın bir noktadan sonra adeta saf değiştirerek kervana yüklenmesi, kamuoyunda ciddi soru işaretleri yarattı. Daha önce farklı bir yerde duran Bircan’ın, süreç ilerledikçe söylem ve tutum değiştirmesi, bu davada “kim, ne zaman, neden yön değiştiriyor?” sorusunu güçlendirdi. Bu değişimin arkasında baskı mı vardı, korku mu, yoksa başka bir pazarlık mı, hâlâ bilinmiyor.
Ortaya atılan “annen oldukça biz evlenemeyiz” sözleri ise dosyanın sadece adli değil, duygusal ve psikolojik bir çıkmaz barındırdığını gösteriyor. Bu cümle, ilişkilerdeki gerilimin, kararları nasıl etkilediğini açıkça ortaya koyuyor. Bu dava, sadece bir ölümün değil, kırılan bağların ve çözülen ilişkilerin de davası haline gelmiş durumda.
Bir diğer önemli başlık ise Gökhan’ın bu tabloda nerede durduğu.
Tuğyan ve Sultan’ın yurt dışına kaçma girişiminde Gökhan’ın yardımcı olmuş olabileceği ihtimali kamuoyunda ciddi şekilde konuşuluyor. Bu bir suçlama değil; ancak bu ihtimalin derinlemesine araştırılması gerektiği açık. Çünkü bu dosyada bugüne kadar göz ardı edilen her detay, sonradan kilit bir noktaya dönüştü.
Bu nedenle soru sadece “kim yaptı?” değil;
“Kim yardım etti, kim sustu, kim göz yumdu?” sorusudur.
Bir söylenti dolaşmaya başladı sosyal medyada;
Cezaevinde Tuğyan’a Güllü’nün şarkılarının dinletildiği yönündeki iddialar ise dosyanın hukuki değil, insani ve psikolojik boyutunu gündeme taşıdı ama resmi olarak doğrulanmış değil.
Kimseyi suçlamıyorum.
Kimseyi aklamıyorum.
Ama şunu net söylüyorum:
Bu dava hâlâ tamamlanmış değil.
Ve bazı sorular cevaplanmadan, bu dosya ne hukuken ne vicdanen kapanır.




