İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Sessizlikle İnşa Edilen Duvarlar

Toplumun Görmezden Gelme Refleksi Üzerine

Bazı duvarlar tuğla ile değil, sessizlikle örülür.
Bir cümle eksik kalır, bir bakış başka yöne çevrilir, bir haksızlık duyulmazdan gelir.
Ve farkına bile varmadan, hepimiz o duvarın bir parçası oluruz.

Toplum olarak sesimizi kısmakta ustalaştık.
Birini incitmemek adına, düzen bozulmasın diye, “bana dokunmayan yılan”ın yoluna sessizce izin verdik.
Ama her sessizlik, aslında bir onaydır.
Susarak, yanlışa ses vermemekle kalmıyoruz, yanlışın kök salmasına da izin veriyoruz.

Görmezden gelmek, bazen konuşmaktan daha keskin bir silah haline geliyor.
Bir çocuğun çığlığı, bir kadının sessiz ağlaması, bir hayvanın korkuyla kaçışı…
Hepsinin ortak noktası, etrafta duyan çok insan olması; ama dinleyen çok az yürek bulunması.

Belki de en tehlikeli sessizlik, “bana ne” diyerek başlayan sessizliktir.
Çünkü o an, bir toplum parçalanmaya başlar.
Adalet yalnız kalır, vicdan unutulur, empati yerini konfora bırakır.

Oysa bazen bir ses küçük, kararsız, titrek bir ses bile
bir duvarı yıkmaya yeter.
Yeter ki biri önce “ben buradayım” desin.
Çünkü duvarlar sessizlikle kurulur ama cesaretle yıkılır.