Show TV’nin göz bebeği Kızılcık Şerbeti, artık bir dizi değil, ülke genelinde cuma akşamı ritüeli haline geldi. Ne zaman açsak, kavga var, gözyaşı var, biraz aşk var ama en çok da “yok artık!” dedirten sahneler var. Yine de izliyoruz, çünkü bu şerbetin tadı karışık ama bağımlılık yapıyor.
Pembe Hanım sahneden ayrıldı ama giderken “beni unutmayın” diye not bırakmış gibi. Yokluğu hâlâ hissediliyor. Işıl ise geçen sezonun fırtınasıydı. Geldi, ortalığı karıştırdı, Apo’nun sevgilisi olarak yerini aldı ve sonra hiç beklenmedik bir hamleyle Pembe’yi öldürerek Apo’nun karısı oldu. Ahh saftirik Apo, gözleri aşklardan kör, 60’ından sonra azan Apo… Eski karısının katili olan yılan Işıl’la koyun koyuna. Işıl’ın entrikalarına yetişmek neredeyse imkânsız jet hızı mübarek, her sahnede yeni plan, yeni kriz! Onu izlerken hem sinirleniyoruz hem de “bu kadar da mı entrika çevrilir?” diyerek şaşkınlıkla izliyoruz.
Yeni sezonda Asil karakteri Asude Hanım’ın tanıdığı olarak hikâyeye dahil oldu. Daha ilk sahnesinde “ben sıradan biri değilim” havasını öyle net verdi ki, diziye gizemli bir soluk getirdi. Herkesi kendi ekseninde döndürmeye başladı. Asude Hanım hâlâ dizinin zarafet simgesi, kadın bir sahneye giriyor ortamın enerjisi değişiyor. Onu izlerken “soyluluk” kelimesinin anlamını yeniden hatırlıyoruz. Oğlu Firaz’la kurduğu ilişkiyse dizinin duygusal kalbi ama ah Firaz… En masum sendin, seni niye böyle yaptılar? İhanet etmek sana hiç yakışmadı. Senarist seni bozdu Firaz’ım, sen başkaydın.
Doğa ile Fatih meselesine gelirsek, artık milletçe sabır testindeyiz. Her hafta aynı döngü: kavga, gözyaşı, barışma, sonra yine kavga. Seyirci olarak hepimiz aynı noktadayız: “Kardeşim boşanın da siz kurtulun, biz de kurtulalım!” Ama bunlar boşansa bile eminim bir hafta sonra yeniden evlenirler, nikah dairesi resmen Ünal ailesine özel çalışıyor.
Sevtap cephesinde işler yine tam gaz. Kadın resmen avamlığın kitabını yazıyor. Koca meraklısı, dedikodu kraliçesi, dizide olsa da olur olmasa da olur yani… (bu arada dizinin ilk başladığı zamanlar Nilayın annesi ile alakalı daha farklı bir senaryo vardı diye hatırlıyorum da aman neyse çokta şey yapmamak lazım bu dizide her şey olabiliyor senarist sağ olsun.) hele Nilay ah o Nilay tüm bu kaosun ortasında bir medyum edasıyla her şeyi sezebiliyor. Kadın resmen “olay radarına” sahip; kim ne yapacak, kim ne saklıyor, Nilay çoktan görmüş oluyor.
Mustafa hâlâ “deliyim ama size deliyim” modunda geziyor. Her sahnede biraz daha içimize işliyor, çünkü kendi deliliğiyle ailesini korumaya çalışıyor. Onu izlerken hem gülüyorsun hem üzülüyorsun. Gerçek bir “dizi delisi”.
Apo’ya gelirsek, bu sezon ondan çok aksiyon göremedik. Eskiden sahneye çıktığında heyecan veriyordu şimdi biraz durulmuş gibi ama bu dizide kimse uzun süre sessiz kalmıyor, eminim yakında yeniden ortalığı karıştırır.
Ve gelelim Kıvılcım’a… Bilmişlik abidesi tahtını koruyor. Akıl küpü havasında gezmeye devam ederken son olarak Ömer’i gambazlamasıyla hepimize “ihanet nasıl yapılır” dersi verdi. Kıvılcım, bilmişliğinle yaktın o güzelim aşkı.
Nur Sema ise hâlâ seyircinin sabır testine dönüşmüş durumda. Kadıncağızın yüzü bir gülsün istiyoruz ama her seferinde mutluluğu elinden kayıyor. İzleyici olarak topluca dua ediyoruz artık, “Allah sabır versin Nur Sema’mıza.”
Ve tabii Ömer… Saf, temiz, kalbiyle düşünen adam. Kıvılcım’a olan aşkıyla yanarken, izleyiciye “aşk adamı nasıl yanar”ın canlı örneğini veriyor. Saf Ömerciğim, sen bu kadından çok çekersin. Ama yine de seni izlemek içimizi ısıtıyor, çünkü sen bu hikâyenin son vicdan kırıntısısın.
Sonuç olarak Kızılcık Şerbeti, hâlâ aynı formülde ama etkisi eskimiyor. Biraz aşk, biraz ihanet, bolca gözyaşı, arada kahkaha ve tam kıvamında kaos. Eleştiriyoruz ama izlemeye de doyamıyoruz. Çünkü bu diziyi izlemek, şerbetin tam kıvamını bulmak gibi tatlı mı, ekşi mi bilmiyoruz ama her yudumda bir duygu patlaması garanti.




