Açlık Sınırını Geçemeyen Zafer
Meclis’ten bir müjde (!) daha geldi:
En düşük emekli maaşı 20 bin TL oldu.
Bazılarına göre bu hamle “ekonomik ferahlığın kapısını aralıyor.”
Evet…
Muhtemelen o kapı, bir süredir emeklinin yüzüne kapalı olduğu için “aralanmak” bile mucize sayılıyor artık.
Ama gelin önce şu sihirli kelimeye bakalım: 20 bin TL.
Bir de TÜRK-İŞ’in açıkladığı rakama: Açlık sınırı 30 bin TL’nin üzerinde.
Matematiği kim bulduysa eline sağlık çünkü bu denklemde duygusal hiçbir boşluk kalmıyor.
Emeklinin eline verilen para, aç kalmaması için gereken paranın 10 bin TL altında.
Ve buna “refah” diyen birileri var.
Onlara göre hayat çok güzel, çünkü rakam artmış.
Hayatın kendisi artmamış, önemli değil.
Açlık sınırı 30 bin TL, maaş 20 bin TL
Bu tabloya sevinmek için optik illüzyon lazım
Bakın, mesele şu:
Düzenleme komisyonlardan geçebilir ama hayatın kendisinden geçemiyor.
Markete giriyorsun, fiyatlar zamla yarışa girmiş.
Kasaya geliyorsun, fiş sanki taksitli telefon faturası gibi.
Kira desen ayrı bir Everest.
Ama olsun…
“Emeklinin maaşını yükselttik ya, gerisi teferruat(!)”
Bu bakış açısını anlamak için ya başka gezegende olmak gerekiyor ya da market alışverişini son kez 2018’de yapmak.
Alım gücü masalı: Rakam büyüdü ama torba aynı
Meselenin özünü konuşalım:
Maaş artıyor ama alım gücü geriliyor.
Yani para büyüyor ama poşet küçülüyor.
Bu noktada emekliye verilen mesaj şu:
“Paran çoğaldı, harcayabileceğin şeyler azaldı. Olsun, yine de mutlu ol.”
Bu nasıl bir tebrik konuşması biliyor musunuz?
Doğum gününde kişiye boş kutu hediye edip:
“Bak ama kutu çok şık, ona odaklan” demek gibi.
20 bin TL ile 30 bin TL’lik açlığı yenme sanatı (!)
Şimdi düşünelim:
Açlık sınırı 30 bin TL.
En düşük emekli maaşı 20 bin TL.
Bu tabloya bakıp “Kazandık!” demek…
Ya bilerek yapılan bir abartı, ya da bilmeyerek yapılan bir iyimserlik.
Çünkü asıl sorun şu:
20 bin TL, sadece açlık sınırını uzaktan görmeye yarıyor.
Dokunmaya değil.
Siyasi değil, matematik bu: Rakamlar kimsenin tarafını tutmaz
Kimsenin tarafını tutmadan söylemek gerekirse:
Bu bir ekonomi meselesi, duygu değil.
Ne kadar süslü anlatılırsa anlatılsın,
20 bin TL 30 bin TL’lik açlık sınırını yenemez.
Nokta.
Ve emeklinin sorunu artık “maaş kaç lira” değil;
“maaşla kaç gün yaşayabiliyorum.”
Artış var, hayat yok
Evet, bu zam bazı emekliler için nefes aldırmıştır.
Ama bu nefes, derin bir nefes değil;
oksijen borusuna hortum bağlanmış bir suni solunum gibi.
Ülke gerçeklerine baktığımızda durum şöyle:
- Maaş artıyor → Fiyatlar daha hızlı artıyor.
- Açlık sınırı yükseliyor → Maaş yine geride kalıyor.
- Sonra bir maaş artışı daha geliyor → Açlık sınırı “daha hızlı koşuyor.”
Bu, bitmeyen bir yarış.
Tek fark şu:
Emekli, yarış pistinde; açlık sınırı ise hızlandırılmış koşu bandında.
Kimse kusura bakmasın ama 20 bin TL ile açlık sınırının yanından bile geçilmiyor.




