İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Allah Belanızı Versin

Artık gerçekten yeter!

Hayvanlara yapılan eziyetleri görmekten, her gün başka bir görüntüye uyanmaktan, insanlığın en karanlık tarafıyla tekrar tekrar karşılaşmaktan yorulduk. Bir gün sokakta bir kedi, ertesi gün bir köpek, başka bir gün kaplumbağa… Ne bitiyor bu vahşet? Ne tükeniyor bu vicdansızlık?

Belediyesi bitmiyor, kadını bitmiyor, genci bitmiyor, adamı bitmiyor. Bir durun artık!

Lan bu hayvanların sizden çektiği ne?

Size ne yaptı o savunmasız canlılar? Konuşamıyor diye mi hedef seçiyorsunuz? Kendini savunamıyor diye mi gücünüzü onun üzerinde göstermeye çalışıyorsunuz? Bir canlının gözündeki korkuyu görmek size nasıl bir haz verebilir?

Allah belanızı versin sizin!

Evet, öfkeliyim. Hem de çok öfkeliyim. Çünkü artık karşımızda tek tük münferit olaylar yok. Hayvanlara şiddet, eziyet ve işkence haberleri neredeyse sıradanlaşmaya başladı.

Bir görüntü düşüyor önümüze. Bir yavru kediye işkence ediliyor. Başka bir görüntüde bir kaplumbağa eziliyor. İnsanlar izliyor, tepki gösteriyor, birkaç gün sonra başka bir olay çıkıyor.

Sonra yine aynı şey:

“Gereği yapılacak.”

“İnceleme başlatıldı.”

“Şüpheli gözaltına alındı.”

Peki sonra?

İşte asıl mesele burada.

Güçsüz olana saldırmak cesaret değildir

Elinizde olmayan bir canlıyı ezmek, tekmelemek, işkence etmek, öldürmek sizi güçlü yapmaz.

Tam tersine…

Sizi küçültür.

Hem de insanlığın en aşağı noktasına kadar.

Bir hayvana zarar vermek için gereken şey cesaret değil. Vicdansızlık. Merhametsizlik. Karşındaki canlının acısını umursamayacak kadar çürümüş bir zihniyet.

Kusura bakmayın ama buna “insanlık” demeye dilim varmıyor.

İnsan dediğin, kendisinden güçsüz olana el kaldırmaz. Sokakta karşısına çıkan savunmasız bir canlıyı tekmeleyerek, ezerek, döverek kendini ispatlamaya çalışmaz.

Bunu yapanın sorunu hayvan değildir.

Sorun, o insanın içinde büyüttüğü karanlıktır.

Hayvanlar sizin öfkenizin kum torbası değil

Bir kediyi tekmelemek neyi çözüyor?

Bir köpeği dövmek hangi yaranızı iyileştiriyor?

Bir kaplumbağanın üzerine basmak size ne kazandırıyor?

Hiçbir şey.

Sadece bir canlının acı çekmesine neden oluyorsunuz.

Üstelik bunu bazen kameraya kaydedip bir de marifetmiş gibi paylaşacak kadar utanmazlaşabiliyorsunuz.

İşte buna akıl almıyor.

Bir canlıyı öldürüyorsun, sonra telefonunu çıkarıp görüntü alıyorsun.

Bu nasıl bir vicdan çürümesidir?

Ve biz artık “bir olay daha” demek istemiyoruz

Çünkü her yeni görüntüde aynı cümleyi kurmaktan bıktık:

“Yine mi?”

Evet, yine.

Çünkü hayvanlara yönelik şiddet bitmiyor.

Sokak hayvanları üzerinden yapılan tartışmalar bitmiyor. Bakıma muhtaç canlıların kaderi bitmiyor. İşkence görüntüleri bitmiyor. Şiddeti normalleştiren zihniyet bitmiyor.

Ama bizim sabrımız bitiyor.

Gerçekten bitiyor.

Bir canlının hayatı bu kadar ucuz olmamalı.

Bir hayvanın yaşam hakkı, onu insan olmadığı için daha değersiz görmeye başladığınız anda ortadan kalkmıyor.

O da korkuyor.

O da acı çekiyor.

O da kaçmaya çalışıyor.

O da yaşamak istiyor.

Bunu anlamak için bilim insanı olmaya gerek yok. Biraz vicdan yeter.

Şerefsizlik, güçsüze güç gösterisi yapmaktır

Evet, ağır konuşuyorum.

Çünkü bazı davranışlar karşısında “ayıp olmuş” deyip geçmek bana artık yetmiyor.

Şerefsizlik, kendini savunamayan bir canlıya saldırmaktır.

Alçaklık, merhamet bekleyen bir canlının acısını umursamamaktır.

Vicdansızlık, bir hayvanın korkusundan bile rahatsız olmamaktır.

Ve insan müsveddeliği, bütün bunları yapıp hâlâ kendisini normal bir insan sanmaktır.

Kendinizden utanın.

Gerçekten utanın.

Çünkü size zarar vermemiş bir canlıyı sırf elinizden geliyor diye incitiyorsanız, ortada övünülecek hiçbir şey yok.

Artık “dur” demenin zamanı çoktan geldi

Bu ülkede hayvanlara yönelik şiddetin görüntülerini görmek istemiyoruz.

Sosyal medyada yeni bir vahşet videosu görmek istemiyoruz.

Bir yavrunun öldürüldüğünü, bir canlının ezildiğini, işkence gördüğünü öğrenmek istemiyoruz.

Yeter artık!

Hayvanlara yapılan eziyet karşısında sadece birkaç günlük sosyal medya öfkesi istemiyoruz. Etkili soruşturma, caydırıcı yaptırım ve gerçekten uygulanan hukuk istiyoruz.

Çünkü cezasızlık duygusu büyüdükçe, vicdansızlık da cesaret buluyor.

Bugün bir kedinin canını yakan, yarın başka bir canlıya zarar verebiliyor. Şiddeti eğlenceye dönüştüren zihniyetin önü alınmadığında, toplumun merhamet duygusu da yavaş yavaş çürüyor.

O yüzden bu mesele yalnızca hayvan meselesi değildir.

Bu, nasıl bir toplum olmak istediğimiz meselesidir.

Ve benim cevabım çok net:

Ben, güçsüzü ezenlerin değil; güçsüzün yanında duranların olduğu bir toplum istiyorum.

Hayvanların insanlardan korkarak yaşamadığı bir ülke istiyorum.

Bir kedinin sokakta yürürken tekme yemekten, bir köpeğin taşlanmaktan, bir kaplumbağanın insan eliyle ezilmekten korkmadığı bir dünya istiyorum.

Bunu istemek fazla değil.

İnsan olmanın en temel şartı.

Ve hayvanlara işkence edenlere söyleyeceğim tek şey var:

Allah belanızı versin sizin.

Ama asıl dileğim, bir gün aynaya baktığınızda yaptığınız şeyin ne kadar korkunç olduğunu anlayabilecek kadar vicdanınızın hâlâ kalmış olması.

Çünkü o hayvanların sizden istediği tek şey vardı:

Yaşamak ve Sevilmek.

Ağız dolusu küfür etmek istiyorum, hem de öyle böyle değil. İçimden geçenleri yazıya döksem bu sayfa yetmez.

Siz bir canlının hayatına kıydınız. Savunmasız bir hayvana işkence etmeyi marifet sandınız. Bundan daha büyük bir rezillik, daha büyük bir vicdansızlık, daha büyük bir şerefsizlik, olabilir mi?

Siz güçlü değilsiniz. Siz sadece güçsüz bir canlının karşısında ne kadar alçaldığınızı gösterdiniz.

Ve emin olun, söyleyemediğim o küfürlerin hepsi şu an boğazımda düğüm düğüm.