İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Aşkın Yeni Adresi

Sen İstersin de Ben Yazmaz mıyım Arkadaşım?

Oktay’la blog sayfam hakkında konuşurken ilişkiler ile alakalı yazı yazar mısın dedi. Yetmedi, “Dul avcılarından da bahset, sosyal medya ilişkileri de olsun içinde.” dedi. (Bu arada ilişkiler üzerine yazılarım var bakabilir siniz.)

E, tabii ki seni mi kıracağım sevgili Oktay?

Sen isteyeceksin de ben yazmayacak mıyım arkadaşım?

Madem sipariş alındı, laptop da önümde. Bakalım günümüz ilişkilerinin içinden neler çıkacak…

Aşkın Yeni Adresi: Kalpler mi, Sosyal Medya mı?

Bir zamanlar insanlar birbirinden hoşlandığında ne yapardı?

Arardı, buluşurdu, konuşurdu. Karşısındakinin yüzüne bakarak ne hissettiğini anlamaya çalışırdı.

Şimdi?

Önce profil inceleniyor.

Fotoğraflar taranıyor, takip listesi kontrol ediliyor, eski paylaşımlar karıştırılıyor. Sonra kişinin kimlerle arkadaş olduğu, kimlerin fotoğraflarını beğendiği, hangi saatte çevrimiçi olduğu bile ilişkinin bir parçası haline geliyor.

Aşk biraz geri planda kaldı sanki.

* Dedektiflik öne geçti.

Birini tanımadan önce hakkında küçük çaplı bir istihbarat çalışması yapıyoruz. Üstelik artık bunun için özel ekip kurmaya da gerek yok. Bir Instagram hesabı, biraz merak ve yeterince boş zaman çoğu zaman yetiyor.

İlişkiler değişti, beklentiler büyüdü

Ve günümüz ilişkilerinin en büyük sorunlarından biri bence şu:

Herkes sevilmek istiyor ama çok az kişi gerçekten ilişki kurmanın sorumluluğunu almak istiyor.

İlgi istiyoruz, sadakat istiyoruz, anlayış istiyoruz.

Ama karşımızdakine bunların aynısını vermeye gelince internet bağlantımız kesiliyor.

Bir mesaj iki saat geç cevaplanınca sinirleniyoruz. Hikâyeye bakıp mesaja cevap vermeyeni çözmeye çalışıyoruz. Çevrimiçi olup bize yazmayınca kafada kuruyoruz.

Sonra da ilişki yaşadığımızı düşünüyoruz.

  • * 3. kişi…

Sosyal medya aşkın üçüncü kişisi oldu

Eskiden ilişkilerde üçüncü kişi denince akla başka biri gelirdi.

Şimdi bazen üçüncü kişi doğrudan sosyal medya.

Çünkü artık ilişkinin içinde sadece iki insan yok.

Telefon var, bildirimler var, takipçiler var, eski sevgililer var, “Kim bu?” soruları var.

Bu kadar kontrolün olduğu yerde güven nasıl nefes alsın?

Sosyal medya insanları birbirine yaklaştırdı belki ama aynı zamanda birbirinin hayatına gereğinden fazla soktu.

Her şeyi görmek, her şeyi bilmek anlamına gelmiyor.

Hatta bazen hiçbir şey bilmemek daha huzurlu olabilir.

* Bir de dul avcıları var…

Dul avcılığı denince hemen akla erkekleri getirmeyin; bu işin kadın tarafında da azımsanmayacak bir ekip var.

Dul erkek görünce fırsat kollayan kadın da var, dul kadın görünce “Ben seni yalnız bırakmam.” diyerek sahneye çıkan erkek de. Hele karşısındaki kişinin evi, işi, düzeni ve hayatı yerindeyse, bazıları için aşk ile fırsat arasındaki çizgi iyice bulanıklaşıyor.

Sen o insanı mı istiyorsun, yoksa onun sahip olduğu hayatı mı?

Gerçekten seven insan karşısındakinin yalnızlığını kullanmaz; onun hayatına yük değil, yoldaş olmaya gelir.

Kısacası bunun kadını erkeği yok. Avcının cinsiyeti değil, niyeti önemlidir.

* Günümüz aşkının en büyük eksiği belki de sabır.

Her şey hızlandı.

Tanışmak, mesajlaşmak, yakınlaşmak, küsmek, ayrılmak zaten ışık hızında.

Birini tanımaya çalışmak ise sanki çağ dışı bir davranış haline geldi.

Belki de birbirimizi bu kadar çabuk tüketmek yerine biraz yavaşlamayı öğrenmemiz gerekiyor.

Günümüz aşkının en büyük eksiği belki de sabır

Birini gerçekten tanımaya çalışmak ise nedense bu hızın gerisinde kaldı.

Artık bazı ilişkilerde duygudan çok çıkar, sevgiden çok ego, bağlılıktan çok kişisel tatmin konuşuyor. “Beni ne kadar seviyor?” sorusunun yerini bazen “Bana ne katıyor?” alıyor.

İnsanlar birbirini sevmekten çok, birbirlerinin hayatındaki boşlukları doldurmanın peşine düşebiliyor. Kimi yalnızlığını gidermek istiyor, kimi egosunu okşatmak, kimi de hayatına hazır bir düzen eklemek…

Sonra da buna aşk diyoruz.

Oysa aşk biraz emek ister, biraz sabır, biraz da karşındaki insanın gerçekten kim olduğunu anlamaya çalışma isteği.

Her insanın içinde görünmeyen bir hikâye, söylemediği kırgınlıklar ve kimseye göstermediği yaralar var. Birini hayatımıza alırken sadece bize ne hissettirdiğine değil, o insanın kalbine ne bıraktığımıza da bakmak gerekiyor.

Oktay…

Yani aşkın işi zor… Ego, ihanet, yalan, sabırsızlık, çıkar savaşı, güven kırıkları ve sosyal medya maşallah yerli yerinde ne ararsan var. Bilmiyorum belki de algoritmaların, bildirimlerin ve bitmek bilmeyen seçeneklerin arasında sesini duyamıyoruz.

Ve sevgili Oktay, bazı dostlar insana iyi gelir; bazıları da insana yazı yazdırır. Sen ikisini de başarıyorsun. Gönlün rahat olsun; seni yazıda hırpalamaya kıyamadım… Ama şimdilik. 😂