Çocuklar artık “suça sürüklenen çocuk” değil, “adli süreçteki çocuk” olarak anılacak. İlk bakışta yalnızca bir kelime değişikliği gibi görünebilir. Ama mesele bundan çok daha büyük. Çünkü değişen sadece kullanılan ifade değil, özellikle ağır suçlara karışan çocuklara uygulanacak ceza anlayışı.
Ben açık söyleyeyim: Bir çocuğun çocuk olması, işlediği ağır suçun üzerini örtmemeli. 17 yaşındaki bir çocuk, planlayarak insan öldürüyor, silah kullanıyor, ağır bir saldırıya karışıyor ve bunu bilinçli şekilde yapıyorsa, sırf yaşından dolayı yetişkinlerden tamamen farklı bir sorumluluk anlayışıyla değerlendirilmesini doğru bulmuyorum.
Fakat burada çok önemli bir ayrım yapılması gerektiğine inanıyorum.
Her suça karışan çocuk aynı kefeye konulmamalı.
Bir çocuğun küçük suça karışmasıyla, başka bir çocuğun çete içinde planlı bir cinayete karışması aynı şey değildir. Kavga eden, küçük suça bulaşan, ailesinin veya çevresinin etkisiyle yanlış bir davranış içine giren bir çocuk ile ağır ve bilinçli bir suç işleyen çocuk arasında hem suçun niteliği hem de uygulanacak yaptırım açısından ciddi bir fark olmalıdır.
İşte bence asıl eksik olan nokta burada.
Çocuğu koruyacağız diye ağır suçları görmezden gelmek de doğru değil, ağır suç işleyen her çocuğu yetişkin suçluyla aynı kefeye koymak da.
Yeni düzenlemeyle 15-18 yaş grubundaki çocuklar için ağır suçlarda uygulanacak cezalar önemli ölçüde artırılıyor. Ağırlaştırılmış müebbet gerektiren suçlarda 19 ila 27 yıl, müebbet gerektiren suçlarda ise 15 ila 18 yıl arasında hapis öngörülüyor. Ayrıca kasten öldürme ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçlarında, olayın niteliğine göre hâkime yaş indirimi uygulamama yetkisi veriliyor. Yani çocuklara ilişkin yaş küçüklüğü hükümleri tamamen kaldırılmıyor ancak özellikle ağır şiddet suçlarında çocuk olmanın sağladığı ceza indirimi ciddi biçimde sınırlandırılıyor.
Bence tartışılması gereken de tam olarak bu.
Çünkü bugün bazı çocukların suç örgütleri ve çeteler tarafından kullanıldığını biliyoruz. Yaşlarının küçük olması, onları suç işleyenlerin gözünde adeta bir araç haline getirebiliyor. “Nasıl olsa çocuk, fazla ceza almaz” düşüncesi oluşuyorsa burada sistemin sorgulanması gerekir.
Ama bunun çözümü yalnızca cezayı artırmak da olmamalı.
Devlet bir çocuğu suç işlerken gördüğünde sadece “kaç yıl ceza vereceğim?” diye düşünmemeli. “Bu çocuk buraya nasıl geldi?” sorusunu da sormalı.
Benim düşüncem şu: Hafif suçlara karışan, ilk kez hata yapan ve gerçekten yönlendirilmeye, eğitime ve rehabilitasyona ihtiyacı olan çocuklar için çocuk adalet sistemi güçlü şekilde korunmalı. Ancak ağır suçlarda, özellikle cinayet gibi geri dönüşü olmayan sonuçlar doğuran eylemlerde çocuğun yaşı tek başına bir dokunulmazlık alanına dönüşmemeli.
Çocuk olmak sorumluluktan tamamen kurtulmak anlamına gelmemeli.
Çünkü mağdurun yaşı yok.
Öldürülen bir insanın ailesine “Bunu yapan çocuktu” demek acılarını ortadan kaldırmıyor. Aynı şekilde suça itilen bir çocuğa yalnızca yıllarca hapis cezası vermek de o çocuğu suça götüren düzeni ortadan kaldırmıyor.
Bu nedenle benim için doğru sistem, hafif suçta çocuğu kazanmaya çalışan; ağır suçta ise toplumun güvenliğini ve mağdurun hakkını önceleyen bir sistemdir.
Çocukları koruyalım ama çocuk kavramını, ağır suçların arkasına saklanılabilecek bir kalkan haline getirmeyelim.
Çünkü adalet, sadece suç işleyene ne kadar ceza verileceğiyle değil; mağduru nasıl koruduğumuzla ve bir sonraki çocuğun neden suçun içine düştüğünü ne kadar önemseyebildiğimizle de ölçülür.




