Son günlerde restoran ve kafelere evcil hayvan girişinin tamamen yasaklanacağı yönünde haberler görüyorum. Öncelikle doğru bilgiyi ayırmak gerekiyor: Şu an için ülke genelinde yürürlüğe girmiş kesin bir yasak bulunmuyor. Konuşulan mesele, hazırlanabileceği öne sürülen bir düzenlemeye dayanıyor. Bu nedenle bugün için “hayvanların restoran ve kafelere girmesi kesin olarak yasaklandı” demek doğru değil.
Ancak böyle bir ihtimalin gündeme gelmesi bile beni derinden düşündürüyor. Çünkü benim için bu konu yalnızca bir kafeye köpekle girip girememek meselesi değil. Bu, hayatı paylaştığımız canlılara nasıl baktığımızla ve birlikte yaşama kültürümüzle ilgili.
Ben bir hayvanseverim. Evimde 13 yıldır benimle yaşayan bir köpeğim, bir kedim ve bir kaplumbağam var. Onlar benim için birer eşya, heves ya da geçici bir sorumluluk değil. Hayatımın, evimin ve ailemin bir parçasılar. Hastalandıklarında endişelendiğim, sevindiklerinde mutlu olduğum, sessizce yanıma geldiklerinde huzur bulduğum canlılar.
Bu yüzden hayvanların yalnızca “hijyen sorunu”, “rahatsızlık” ya da “yasak konusu” olarak görülmesi beni üzüyor. Çünkü bir hayvanla yıllarca aynı evi paylaşan biri, onların ne kadar güçlü bağlar kurabildiğini, sevgiyi nasıl karşılıksız verebildiğini ve insanın hayatında nasıl derin bir yer edinebildiğini çok iyi bilir.
Yine de herkesin hayvanları sevmek zorunda olmadığını düşünüyorum. Bazı insanlar köpeklerden korkabilir, bazıları kedilere karşı alerjik olabilir, bazıları da yemek yerken yakınında hayvan bulunmasından rahatsızlık duyabilir. Bu duyguları küçümsemek veya insanları hayvan sevmedikleri için suçlamak doğru olmaz. Korku, alerji ve kişisel sınırlar gerçektir ve saygıyı hak eder.
Fakat bu hassasiyetleri korumanın yolu bütün hayvanları hayatın dışına itmek olmamalı. Birkaç sorumsuz hayvan sahibinin davranışı yüzünden bütün hayvanların ve bütün hayvan sahiplerinin cezalandırılması adil değildir.
Elbette mutfak, depo ve yemek hazırlanan alanlarda hijyen kurallarının tavizsiz uygulanması gerekir. Hayvan sahipleri de sorumluluklarının farkında olmalıdır. Hayvanını kontrol etmeyen, çevreyi kirleten, diğer insanları rahatsız eden ya da korkutan bir kişinin davranışını savunamam. Hayvan sevgisi, sorumsuzluğun bahanesi değildir.
Ancak sahibinin yanında sakince oturan, bakımları yapılmış, tasmalı ve çevreye zarar vermeyen bir hayvanla kontrolsüz bırakılan bir hayvanın aynı şekilde değerlendirilmesi de doğru değildir.
Bence çözüm yasak değil, düzenlemedir. İşletmeler açıkça “hayvan kabul edilir”, “yalnızca açık alanda kabul edilir” veya “hayvan kabul edilmez” şeklinde bilgilendirme yapabilir. Hayvan kabul eden yerlerde belirli alanlar ayrılabilir. Hayvan sahiplerine tasma, temizlik ve kontrol sorumluluğu getirilebilir. Böylece hem hayvanlarıyla vakit geçirmek isteyen insanlar hem de hayvanlarla aynı ortamda bulunmak istemeyen kişiler kendi tercihlerine uygun mekânları seçebilir.
Özellikle açık alanların, bahçelerin ve terasların hiçbir ayrım yapılmadan yasak kapsamına alınması bana ölçüsüz geliyor. Bir hayvanın sahibinin yanında açık havada oturmasıyla mutfakta veya gıda hazırlanan bir alanda bulunması aynı şey değildir. Kuralların korkuya, önyargıya veya tekil kötü örneklere göre değil gerçek risklere, bilimsel verilere ve toplumsal dengeye göre hazırlanması gerektiğine inanıyorum.
Rehber ve yardımcı köpekler konusu ise çok daha hassas ele alınmalıdır. Görme engelli bir kişinin hayatını kolaylaştıran rehber köpeğiyle bir mekâna alınmaması yalnızca hayvanlara ilişkin bir karar değildir. Bu aynı zamanda eşitlik ve erişilebilirlik meselesidir.
Ben hayvanların her yere koşulsuz biçimde alınması gerektiğini savunmuyorum. İnsanların korkularını, alerjilerini ve huzur beklentilerini anlıyorum. Fakat hayvanların hiçbir ayrım yapılmadan kamusal yaşamdan uzaklaştırılmasını da kabul edemiyorum.
Çünkü birlikte yaşamak, yalnızca bizim gibi düşünenlerle aynı alanı paylaşmak değildir. Birbirimizin korkularını, sevgilerini, sınırlarını ve yaşam biçimlerini anlayarak ortak bir yol bulabilmektir.
Benim için hayvanlar yalnızca evimi paylaştığım canlılar değil. Onlar bana sevgiyi, sabrı, sadakati ve merhameti her gün yeniden öğreten yol arkadaşları. Bu nedenle onları yok sayan, dışlayan veya yalnızca sorun olarak gören bir anlayış yerine insanı da hayvanı da koruyan, dengeli ve vicdanlı kurallar istiyorum.
Son olarak şunu söylemek isterim:
Hayvanları sevmeyebilirsiniz. Onlardan korkabilir, uzak durmak isteyebilirsiniz. Kimse sizi sevmeye zorlayamaz ama hiçbir canlıya zarar vermemek, hepimizin ortak insanlık sorumluluğudur.




