Türkiye’nin dört bir yanı günlerdir beyaza kesmiş durumda. Kar, kimi şehirlerde sessiz sessiz yağdı kimi şehirlerde ise fırtınayla gelip bütün hayatı durdurdu. Sabah penceremizi açtığımızda gördüğümüz manzara hep aynı:
Bembeyaz bir dünya…
Ama o beyazlığın içinde saklanan başka şeyler de var. Soğuğun keskinliği, rüzgârın yüzümüze attığı iğne gibi kar taneleri… Ve en çok da sessizliği. Kar yağdığında şehir susar insanlar daha yavaş yürür, arabalar daha temkinli gider, sokaklar daha kalabalık görünmesine rağmen daha sessiz olur.
Ama o sessizliğin içinde daha büyük bir sessizlik var:
Sokak hayvanlarının sesi.
Belki fark etmiyoruz… Çünkü biz üşüyünce bir dükkâna sığınıyoruz, evimize koşuyoruz, sıcacık battaniyemize sarılıyoruz. Ama aynı yolun kenarında, aynı mahallenin ara sokağında bir köpek titriyor. Kuytu bir köşede, karın üstüne kıvrılmış bir kedi uyumaya çalışıyor. Kimisi aç, kimisi susuz, kimisi ne olduğunu bile bilmediği bu soğukla mücadele ediyor.
Kar, masallarda hep romantik bir sahneyi simgeler; fakat sokak hayvanları için masal değil, hayatta kalma mücadelesidir.
Her adımda patileri donan, karla kaplanan tüylerini yalayarak ısınmaya çalışan minik canlar…
Her gün gözümüzün önünden geçip gitmelerine alışmış olsak da aslında onlar, bizi biz yapan en büyük sınavın tam ortasında duruyor Merhamet.
Bir kedi, bir köpek, bir kuş…
Hepsi aynı gökyüzünün altında, aynı toprağın üstünde bizimle yaşıyorlar. Burası sadece insanların değil kalbi olan her canlının evi. Onlar da bu ülkenin sessiz vatandaşları.
Kış geldiğinde en çok onların hayatı zorlaşır. Kapı altlarında, oto kaportalarının içinde, çöp konteynerlerinin kenarında hayatta kalmaya çalışırlar. Açlıkları da üşümeleri de görünmezdir çoğu zaman fakat bir kap mama, bir avuç su, bir karton kutudan yuva; bu kadar küçük bir çaba bile koca bir hayatı değiştirir.
Peki biz ne yapabiliriz?
Kapımızın önüne mama ve su koyabiliriz.
Su donmasın diye sık sık kontrol etmek bile çok şeydir. Kedi ve köpekler yalnızca yemek değil, bizim hatırladığımızı bilmeye ihtiyaç duyar.
Küçücük bir yuva hazırlayabiliriz.
Bir koli, içine konulan bir battaniye ya da gazete… Rüzgâr almayan küçük bir köşe. Belki de hayatlarında ilk kez gerçekten sıcak bir gece geçireceklerdir.
Apartmanımıza bir can sığınabilir.
Kuru, sıcak bir merdiven boşluğu bile onlar için bir mucizedir.
Gördüğümüz zor durumdaki hayvanlara sahip çıkabiliriz.
Bir telefon bile bazen onların kaderini değiştirir.
Kar yağdığı günlerde aslında bizler ikiye ayrılırız:
Biri “ne güzel, her yer beyaz oldu” diyenler…
Diğeri “acaba sokaktaki hayvanlar üşüyor mudur?” diye düşünenler.
İşte vicdan, tam da burada devreye girer çünkü insan, düşündüğü şeyle insandır.
Bu kış, karın beyazını izlerken bir kap mama bırakmayı unutmayalım. Rüzgârın uğultusu arasında bir canın titreyen bedenini düşünmeden geçmeyelim çünkü onlar yalnızca bir hayvan değil, hayatın bize verdiği sessiz emanettir.
Unutma:
Kar soğuktur ama iyilik çok sıcaktır.
Bir kedinin mırlaması, bir köpeğin bakışı, bir kuşun çırpınışı… Hepsi küçük ama bir o kadar büyük bir teşekkürdür.
Bu şehirde hep birlikte yaşıyoruz ve bu şehir, ancak hepimiz için sıcak olduğunda gerçek anlamda “ev” olur.
Dağ Başındaki Sessiz Çığlıklar
Şehirlerdeki sokak hayvanları bir nebze olsun insanların merhametine yakınken, dağ başına, ıssız yerlere bırakılan köpekler ve kediler için hayat çok daha acımasızdır. Onların hikâyesi çoğu zaman duyulmaz bile; çünkü seslerini duyuracak kimseleri yoktur.
Bembeyaz karla kaplı dağ yollarında, kilometrelerce çevresi tamamen ıssız olan bölgelerde terk edilen canlar…
Kimi zaman oraya nasıl geldiklerini bile bilmezler.
Açtırlar, üşürler, korkarlar.
Kar o kadar fazladır ki iz bile kaybolur, yemek bulma ihtimalleri neredeyse sıfıra düşer.
Bu yüzden ormanlık alanlara, dağ yollarına bırakılan hayvanların yaşama şansı çok düşüktür.
Ve onların hayatta kalabilmesi için bizim elimizden başka tutunacak dal yoktur.
Peki onlara nasıl destek olabiliriz?
Dağ yollarına mama bırakabiliriz.
Yanımızda her zaman büyük bir çuval taşımak zorunda değiliz; arabamızda birkaç mama kabı bulundurmak bile yeter.
Isınabilecekleri noktalar hazırlayabiliriz.
Ağaç altlarına, rüzgâr almayan küçük siperlere karton koymak bile bir köpeğin donmasını engelleyebilir.
Terk edilmiş hayvanları gördüğümüzde belediyeye, barınaklara, gönüllülere haber verebiliriz.
Kendi imkânlarımızla düzenli besleme yapabiliriz.
Unutmayalım:
İnsanlığın en büyük sınavı, kimsenin görmediği yerde yaptıklarıyla ölçülür.
Şehirde mama kabı koymak kolaydır ama dağ başında aç bekleyen bir cana uzanan el, çok daha büyük bir anlam taşır.
Onları unutmamak, vicdanın en sessiz ama en güçlü haykırışıdır.
Soğuk her yeri dondurabilir…
Ama bir kap mama, bir parça merhamet ve bir omuz sıcaklığı bir canın yaşamını yeniden yeşertebilir.




